‘Kanalımız dilimiz, sesimiz, kimliğimizdir’

09:02

 


Mizgin Tabu–Gülşen Koçuk / JINHA


AMED – Kopenhag Mahkemesi tarafından verilen MMC, Roj TV ve Nuçe TV’nin lisanslarının iptaline tepki gösteren Surlu kadınlardan Fatma Akgül, “Kürt kanalları bizim dilimiz, sesimiz, adımız, kimliğimiz, soyadımızdır. Kanalımız kapatılırsa barış süreci de biter” dedi.


Yaklaşık bir yıl önce görülen ROJ TV davası dün, ROJ TV Anonim şirketinin lisansının iptali kararıyla sonuçlandı. Fakat davanın görüldüğü Kopenhag Eyalet Mahkemesi, bu cezaya ek olarak Mezopotampa Boardcast Anonim Şirketi’ne bağlı MMC müzik kanalı ve Nuçe TV’nin de lisanslarının iptaline ve şirketin 5 milyon Danimarka Kronu para cezasına karar verdi. Şirketin 15 gün içinde karara itiraz etme hakkı bulunuyor. Başta Kürtçenin Kirmancî, Zazaca ve Soranca lehçeleri olmak üzere birçok dilde yayın yapan kanalların kapatılma kararı, halk tarafından tepki ile karşılandı. Surlu kadınlar, Kopenhag Mahkemesi tarafından verilen ve “siyasi” olarak değerlendirilen kararı kınadı.


Mikrofonlarımızı uzattığımız Besna Karabulut, “Kanalımız herkes tarafından seyrediliyor. Köylerde, dağlarda… Kanallarımızı kapatmasınlar” sözleriyle Kürt olarak Kürtçe kanalları izlemek istediğini dile getirdi. MMC, Roj ve Nuçe TV’nin sadece Kürtler için değil bütün halklar için önemli olduğunu belirten Besna Ana, “Bizim gözümüz kulağımız oldu. Bizler bunlar için mücadele veriyoruz. Bundan sonra kimse ölmesin. Ne asker, ne polis ne de gerilla. Türkçe bilmeyen insanlarımız var. Onlar Kürtçe izlemek istiyor” şeklinde konuştu.


‘Kanallarımızda ilahi de çıkıyor, dağdaki insanımız da çıkıyor’


Mensure Sevim ise lisansları iptal edilen kanalların kapatılma kararı üzerine, Kürtçenin kendileri için çok önemli olduğunu ve bu kanalların da anadillerinde yayın yapmasından dolayı kapatılmaması gerektiğini kaydetti. Kürt halkının büyük çoğunluğunun Türkçe bilmediğine de işaret ede Mensure, “Kanallarımızda ilahiler çıkıyor, şarkılar, dağdaki insanlarımız çıkıyor. Benim gibi birçok insan Türkçe bilmiyor.  Ben bu şekilde nasıl Türkçe izleyeyim. Kürtçeyi hem anlıyorum hem de bana daha güzel geliyor” dedi.


‘Kanalımız ile gerçek gündemi takip ediyoruz’


Kanalların kapatılmasını istemeyenlerden birisi de Fatma Akgül’dü. “Kürt kanalları bizim dilimiz, sesimiz, adımız, kimliğimiz, soyadımızdır” diyen Fatma Ana, bugün yayından kaldırılmak istenen kanallar sayesinde var olduklarının vurgusunu yaptı. Roj, MMC ve Nuçe TV sayesinde gerçek gündemi takip ettiklerine dikkat çeken Fatma Ana, “Kanalımız sayesinde yaramızın ne olduğunu görebiliyoruz.  Kanalımız kapatılırsa biz de yok olacağız, zindanlara atılacağız ellerimiz kelepçeli. Fakat kanalımız varsa dünya bizi görüyor, Avrupa bizi tanıyor” dedi.


‘Kanalımız kapatılırsa barış da biter’


Barıştan yana durduklarını söyleyen Fatma Ana, artık Türklerin de Kürtlerin de istedikleri gibi yaşamaları gerektiğini dile getirdi. Bugünden sonra gözyaşı dökmek istemediklerini ifade eden Fatma Ana şöyle devam etti:


“Bize de yazık. Bıraksınlar biz de yurdumuzu, nehirlerimizi tanıyalım. Dünyada neler olduğunu öğrenelim. Eğer televizyonumuz olmazsa bunlara ulaşamayız. Televizyonumuz kapatılırsa ellerimiz kelepçelenir, ağzımız bantlanır. Bugün televizyonumuz sayesinde kanatlarımız var ve inşallah da her zaman kanatlarımızla yükseleceğiz. Kanalımız kapatılırsa barış biter. Kanalımız varsa barış olur. Biz kanalımız sayesinde serbest ve özgürüz, düşüncelerimiz özgür. Binlerce yerde de insanlar bizleri görüyor ve biliyor.”


Leyla Durgun ise izledikleri ve şimdi Danimarka tarafından kapatılmak istenen kanalların kendileri için ekmek, su gibi olduğunu söyledi. Leyla Ana, “Kanalımızı kapatmasınlar, sesimizi kısmasınlar. Türk kanallarından anlamıyorum. Hiç izlemiyorum da. Ne yapayım onların kanalını” sözleriyle kapatılma kararına ve Türk kanallarına tepkisini gösterdi.


‘Türk medyası yanlış haber yapıyor’


Danimarka’ya seslerini duyurmak isteyen Ayfer Güzel ise, üç kanal için verilen kapatma kararının iptal edilmesi gerektiğini dile getirdi. “Televizyonumuz dilimizdir, her şeyimizdir” diyen Ayfer, Kirmanci benim dilimdir. Ondan anlıyorum. Dünyada ne oluyorsa bunları doğru bir şekilde veriyor kanallarımız. Fakat Türk medyası her şeyi yanlış veriyor. Barış sürecindeyiz. Fakat kanalın kapatılmasıyla da barış olmaz. Kanalımız, bizim her şeyimizdir” dedi.


‘Kürtçe öğrenmek istiyorum’


Küçük Rümeysa Moğulgani ise, kanalları izleyenlerin olduğuna dikkat çekerek, Ben de Kürtçe öğrenmek istiyorum. Öğrenmem için de Kürtçe kanalları açıp izlemem gerekiyor. Bu kanalları kapatmasınlar. Kapatsalar ellerine ne geçecek?” dedi.


‘MMC, Roj ve Nuçe halkın sesi oldu’


Cegerxwîn Kültür Merkezi’nden sanatçı Şilan ise, çözüm süreci olarak adlandırılan bu süreçte birçok engel yaratıldığı gibi, üç kanalın kapatılmasının da yeni bir engel olduğuna dikkat çekti. Televizyon kanallarının kapatılma kararlarını kınayan Şilan, şöyle konuştu:


“MMC, Roj ve Nuçe TV, halkın sesidir. Bizler sanatçı olarak sanatımızı, kültürümüzü her yönüyle dile getirmezsek, bu sorundur. Onlar da bunu görüyorlar ve bundan korkuyorlar. Bu nedenle her yönüyle engellemek istiyorlar. Televizyonumuzun anlamı tabi ki büyük. Kültürümüzle, dilimizle, sanatımızla, giyimimizle halkımızın önünde olmamız gerekir. Bu anlamda da çok önemlidir. Halk da buna sahip çıkmalı. Bizler de sanatçılar olarak, bunun önüne kimsenin engel olamayacağını söylüyoruz.”


‘Dilimizi kesmek, kulağımızı sağırlaştırmak istiyorlar’


Cegerxwîn Kültür Merkezi çalışanlarından Gurbet Ercan, Kürt halkının yıllarca Roj Tv ile uyandığını ve Kürtlerin gözü kulağı, dili olduğunu ifade etti. “Fakat bugün dilimizi kesmek, kulaklarımızı sağırlaştırmak ve gözlerimizi kör etmek istiyorlar” ifadelerine yer veren Gurbet, “Özgür basın, bugüne kadar Kürtlerin başına ne geldiyse doğru bir şekilde verdi. Artık halkın bu gerçekleri görmemesini istiyorlar. Ne Kürt halkının ne de dünya halklarının bu gerçekleri görmesini istemiyorlar. Bu nedenle de böyle bir karar verdiler” dedi.


‘Bu karar çözüm sürecinin önünde engeldir’


Yaşanan sürecin çözüm süreci olduğuna inanmadığını kaydeden Gurbet, biz taraftan çözüm denilirken; diğer taraftan ise savaş durumu devam ettiğinin, cezaevleri yapıldığının, koruculuğun ön plana çıktığının altını çizdi. Gurbet şöyle devam etti:


“Ben bir örnek vermek istiyorum. Amed dışından misafirlerimiz kütüphanemizi ziyaret etmek için buraya geldiler. Bana, bir kadın olarak bu süreci nasıl yorumladığımı sordular. Ben, olumlu bakmadığımı söylediğimde çok radikal olduğumu söylediler. Çünkü dışarıda olanlar buradakilerin ne yaşadığını bilmiyorlar. Bu nedenle de sen ne kadar söylesen de karşıdaki kendisine göre görüyor. Bu karara bakıldığında da çözüm sürecidir diyemiyorsunuz. Çözüm süreci için bir engeldir bu karar.”


(mt/gk)