‘Bizim de söz hakkımız var!’

13:26

Ruken Çelik / JINHA


AMED – Kardelen Kadın Evi çalışanlarından Gülistan Zengin Amed’de gerçekleştirilen birlik ve çözüm konferansı ardından kadınların sürece katılımı için “Biz kadınlar, toplumun yüzde ellisini oluşturuyorsak bizim de söz hakkımız var diyoruz” derken, konferansa ilişkin düşüncelerini paylaşan edebiyatçı-yazar Remziye, kadınların toplumdaki gücünün konferansa tam olarak yansımadığını dile getirdi.


Geçtiğimiz günlerde “Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı” adıyla düzenlenen ve Bölgede yaşayan bütün halkları, inanç ve dinleri kapsayan konferans ile ilgili değerlendirmeler sürüyor. Alınan kararlarla Bölge’deki birliğin amaçlandığı konferansa ilişkin Kardelen Kadın Evi sosyal çalışmalar yürütücüsü Gülistan Zengin ve edebiyatçı-yazar Remziye Arslan görüş ve düşüncelerini dile getirdi. Gülistan, çözüm süreci içerisinde kadınlar olarak üstlendikleri misyonu değerlendirirken, Remziye ise gerçekleştirilen konferansa ilişkin görüş ve önerilerini dile getirdi.


‘Mücadelemizin örnek alınması onur vericidir’


Kardelen Kadın Evi sosyal çalışmalar yürütücüsü Gülistan Zengin, Kürt kadın mücadelesinin sadece Kürt kadınının değil tüm kadınların mücadelesi olduğunu dile getirdi. Kadın sorunlarının ulus aşırı sadece biçimsel olarak değiştiğini, aynı olduğunu belirten Gülistan, “Kadınlar sosyal yaşamda yoklar, karar mekanizmasında yoklar. Dolayısıyla biz kadınlar toplumun yüzde ellisini oluşturuyorsak bizim de söz hakkımız var diyoruz. Bu mücadelenin öncülüğünü Kürt kadınlarının yapıyor olması, her tarafta örnek alınması bizim için onur vericidir” dedi.


‘Örgütleniyoruz, güçlüyüz’


“Savaşın yaratıcıları kadınlar değildir” diyen Gülistan, buna rağmen barışı ilk dillendirenlerin kadınlar olduğuna dikkat çekti. Fransız devriminde Emma Goldman’ın söylediği “Dans edemediğimiz devrim devrim değildir” sözünü hatırlatan Gülistan, “Bundan sonra süreç değişikliği olacaksa Kürtler açısından farklı statü ve kazanım olacaksa bu kazanımda kadınların yerinin ve rolünün de belirlenmesi gerektiğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu. Her adımda kadınların da sözlerinin olduğunun altını çizen Gülistan, “Örgütleniyoruz, güçlüyüz” dedi.


Yeni bir açılım: Jineoloji


Kürt kadınları öncülüğünde başlayan Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH)’nin tüm ezilen kadınların hareketi olduğuna işaret eden Gülistan, “En son jineoloji çalışmasıyla kendimizi dünyaya tanıttık. Çünkü bu, yeni bir açılım. Biz sistemin kölesi olmuş erkeği de özgürleştirme, egemen paradigmayı değiştirme, zihniyet devrimi yapma iddiasındayız.  Örgütlü gücümüzle de bunu yapacağımıza inanıyoruz. Bu yüzdendir ki bizden korkuluyor. Bu yüzdendir ki Sakineler, Fidanlar,  Leylalar katlediliyor. Çünkü kadının sistem karşısındaki gücü ortadadır” ifadelerine yer verdi.


Gülistan, DÖKH olarak PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürecin her aşaması için gözlemci, denetleyici komisyonlar oluşturulduğunu dile getirdi. Başlatılan sürecin en önemli ayaklarından birisi olan “gerillaların geri çekilme sürecinde” gözlemci olma rolünü üstlendiklerine işaret etti.


‘Doğa katliamı, sistemin farklı bir aracıdır’


“Kadın demek doğayla karşılıklı bir yaşam demektir” diyen Gülistan, gerçekleştirilen doğa katliamlarının kadının özünün tahrip etmek anlamına geldiğine dikkat çekti. “Doğa katliamı, sistemin farklı bir aracıdır” şeklinde konuşan Gülistan, kadınlar olarak doğa için de mücadelelerini sürdüreceklerini kaydetti.


Kadın mücadelesinin uzun bir geçmişe sahip olduğunu belirten Gülistan, kadınların birlik olarak bu tarihe sahip çıkmaları gerektiğinin altını çizdi. Kadınlara yönelik her türlü şiddeti, istismarı “cins kırımı, cins milliyetçiliği” olarak değerlendiren Gülistan, şöyle devam etti:


“İnançların da kadınları ne kadar ayrıştırdığına tanık oldum. İnançlarımız farklı olabilir. Farklı inanç gruplarından kadın arkadaşlarla bir araya gelinebilir. Çünkü bu bölgenin bir gerçekliğidir çok kültürlülük. Tüm kadınları nerde ne yaşıyor olursa olsunlar, hangi ideolojiye, fikre, partiye, inanca mensup olurlarsa olsunlar kadın olmaktan kaynaklı ortak noktalarımız olduğunu, ortaklaşmamız gereken çok nokta olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bu süreçte sistem içerisinde kendini özgür kadın diye niteleyen kadının yanıldığını düşünüyoruz. Kendimizi bulmak, kadının kendi özüne dönmesi adına bir araya gelmemizin şart olduğunu düşünüyoruz.”


‘Kadının, konferanstan daha fazla anlamı var’


Amed’de 15-16 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilen konferansın tarihi bir süreçte tarihi bir anlam taşıdığını dile getiren edebiyatçı yazar Remziye Arslan, kadınların da sürecin öznesi olmaları açısından önemli bir konferans gerçekleştirildiğini kaydetti.


Konferansta kadın temsiliyetinin düşük olduğunu ifade eden Remziye, “Kürdistan’da kadını toplumsal süreçlere müdahil olma geleneğiyle, mevcut konferanstaki manzara arasında bir paralellik ilişkisi yok. Gerçekte kadın, konferansta temsil edildiğinden çok daha fazlayı temsil ediyor, daha fazla anlamı var.


‘Kürdistani gerçeklik’


PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı” için gönderdiği mesajı “kapsayıcı olarak değerlendiren Remziye, “Sayın Abdullah Öcalan’ın mesajında Kürdistani gerçekliğin etnik, kültürel açıdan çok boyutluluğunu, çok renkliliğini, çok dilliliğini çok kültürlülüğü vurgulayan bir mesajdı. Fakat yeni anayasa çalışmaları ve kuzey bağlamı konuşulurken konferansta çok fazla bu ‘Kürdistani’ gerçekliği tarif edebilen yani o gerçekliğe temas eden, dokunan bir yaklaşım çerçevesini göremedim. Ama hem Sayın Abdullah Öcalan’ın hem bu konferansı düzenleyenlerin tartışma ihtiyacı bundan çok daha fazla şeyi ifade ediyor” dedi.


Yeni süreçte daha dar konferanslara ihtiyaç olabileceğini dile getiren Remziye, “Mesela, kadınlar kendi gündemlerini daha küçük çaplı kadın konferansları ile gündeme getirip tartışabilir. Bunlar büyük konferanslara da olumlu etki edecektir. Diğer dezavantajlı gruplar da aynı şekilde çalışmalı” şeklinde konuştu.


(rç/gk)