‘Olursa bir Kürdistan, hep beraber olur’
12:35
Gülşen Koçuk / JINHA
AMED – Amed’de gerçekleştirilen tarihi konferans delegelerinden olan Anadolu Arap Birliği Eş Başkanı Azize Tuğba Sümer, “Bu kadar farklılığı bir arada görmek çok güzel bir şey. Tüm katılımcılar birlik duygusuna değindi. Hepimiz çok aktif, dinamik, ne istediğimizi bilecek şekilde ayaktayız. Olursa bir Kürdistan, hep beraber bir Kürdistan olur. Yoksa, Kürdistan Kürdistan olamaz” dedi.
Amed’de “Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı” adı altında bir araya gelen birçok siyasal, etnik ve inanç grubu, konferans sürecinde “birlik” olgusuna vurgu yaptı. Bölge’de yaşayan bütün farklılıkları bir araya getiren konferans, ortak bir sonuç bildirgesi ile sonuçlandı. Konferans süresince tartışma ve önerileri yakından takip edenlerden birisi de Anadolu Arap Birliği Eş Başkanı Azize Tuğba Sümer oldu. Arap halkını temsilen konferansa katılan Azize, konferansa ve sürece ilişkin değerlendirmelerini JINHA ile paylaştı.
Çok kültürlü, çok sesli bir konferans
- Tarihi bir konferansa ve tarihi bir sürece tanıklık ediyorsunuz. Bu süreçten ve bu konferanstan beklentileriniz nelerdir?
Mevcut siyasal süreç ve Taksim olaylarına rağmen çok kültürlü ve çok sesli bir konferansla bir araya geldik. Türkiye’de Araplar, çok ciddi bir çoğunluğa sahip. Güneydoğu’nun ikinci, Türkiye’nin de üçüncü büyük azınlık grubunu oluşturan yani nüfusu, 8 milyondan fazla olan Arapların konferansta temsiliyeti çok önemlidir. Birliği kendisine esas almış bu halk için, olursa bir Kürdistan, hep beraber bir Kürdistan olur. Yoksa, Kürdistan Kürdistan olamaz. Arapların, olabilecek bir özerklik durumunda yerel yönetimlerde temsili, maliyesi, ekonomisi, sosyolojik yapısı ve statüsü diğer etnik gruplar ve inanç gruplarında olduğu gibi bizim için de çok önemli. Bunu dile getirmeye, dinlemeye, istişare etmeye geldik.
‘Konuşmaları boşa çıkartacak bir mesajdı’
- Konferansta PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın bir mesajı okundu. Bu mesaj, konferans bağlamında nasıl bir öneme sahip?
Abdullah Öcalan’ın mesajı süreçle beraber ortaya çıkan tüm konuşmaları boşa çıkardı. Tabi o demokratik biri. Biz de demokrasiden, çok seslilikten yanayız. Kendisi bir lider, bir önder olarak her zaman mütevaziliğini korudu. Onun fikrini önemsiyoruz. Kadın özgürlüğü, kadın barışı, kadının cinsiyet olarak yapısını çok güzel dile getirmiş biri. Araplara ve Arap Baharı’na da çok güzel değindi. Biz BDP ve BDP’ye bağlı diğer örgüt ve kurumlarda bunu çok göremiyoruz. Araplara ve diğer etnik gruplara yakın bir yaklaşımı göremiyoruz. Ama kendisi mesajında bunu çok sık dile getiriyor. Newroz’daki mesajında da yine bu vardı. Mesajını çok önemsiyoruz. Bunun için buradayız. Bu süreçte her zaman Araplar ve Arap kadınları olarak aktif bulunacağız.
‘Kürt hareketi, halk hareketi olmuştur’
- Arap Yarımadası’ndaki gelişmelere baktığımızda devrimler bir kıvılcımla açığa çıktı. Kürt Sorununun çözümü ile başlayacak bir süreç, Ortadoğu’nun birliği konusunda neleri değiştirecek?
Ortadoğu’daki ve Araplardaki genel olarak hareketliliğin ve Taksim olaylarının ortaya çıkmasının tek sebebi, tekçi ve despot bir lidere karşı çıkmaktı. Kürt hareketi ile doğacak bu hareket aslında, bütün bir halkın hareketi olarak, etnik ve inanç gruplarının sesi olacak ve onların taleplerine yön verecektir. Ortadoğu’daki hareket bir kıvılcımdı, çok büyük bir ateşti. Şu an bütün topraklar bu şekilde, halklar demokrasi ateşi ile yanmaya başladılar. Bu saatten sonra ancak çok bellekli, çok sesli ve çok kültürlü bir ortamda insanlar tutunabilir. Demokratik olan ve barışı, özgürlüğü, getiren her şey ayakta kalacaktır.
‘Özgürlüğe ve barışa hiç kimse direnemez’
- PKK ve Abdullah Öcalan tarafından somut adımlar atılırken, Kürt halkı da aynı adımın hükümetten henüz gelmediğini belirterek adımların bir an önce atılmasını bekliyor. Böylesi bir durumu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye Cumhuriyeti bu süreci yavaşlatmaya çalışacaktır ama yine başarılı olabileceğini düşünmüyorum. Özgürlük ve barış bir şekilde elde edilecektir. Şimdiye kadar bunun mücadelesini etnik gruplar sürdürüyordu. Şimdi halk bunu üstlendi. Araplar da demokrasi, barış ve özgürlük adına son derece ciddi ve kararlı adımlar atacaktır. Olursa hep beraber özgürlükçü bir ortam olacaktır. Yoksa bu kaosa hep beraber sürükleneceğiz. Suriye’deki olayları “Suriye’dir” deyip geçiştirmemek gerekiyor. Her an her yer herkes bir Suriye olabilir. Çünkü orada da demokrasinin sancıları taşınıyor. Çok ciddi barışa ve özgürlüğe gebe insanlar var. Bu süreçte ayaktayız.
‘Bizim varlığımız doğaya tabi’
- Başlatılan çözüm sürecinin yanı sıra devam etmekte olan baraj ve karakol yapımlarını, bölge üzerinde yürütülen politikalar bağlamında nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bölge, hem düşünsel hem de fiziksel anlamda bir katliama maruz bırakılmaya çalışılıyor. Şu an aslında ekolojik bir soykırım söz konusu. Ben bu anlamda bütün STK’ları, gençliği, kadınları ve bütün barışseverleri buna tepki için çağırıyorum. Çünkü ekolojik denge bizim var olma sebebimizdir. Akmayacak bir su, salgılanmayacak bir oksijen… Yani aç karnına felsefe yapılamaz. Bizim varlığımız doğaya tabi. Barajların yapımını, karakolların açılmasını biz de büyük bir şaşkınlıkla izliyoruz. Ama dediğim gibi bu süreçte bütün azınlıklar ve Araplar da dahil olmak üzere aktif olarak ciddi bir başkaldırı içinde bulunacaklardır. Bu sürece sükunet göstermek mümkün değil, kurulacak her karakol, hepimiz için kurulacak bir karakoldur. Kaybedilen bir ağaç hepimizin ağacı. Bu anlamda etnik kimlikten çok halk kimliğimizle var olacağız. Güneydoğu sindirilmeye, yalıtılmaya çalışıldı şimdiye kadar. Hepimiz çok aktif, dinamik, ne istediğimizi bilecek şekilde ayaktayız. Tepkimiz açık ve net. Demokrasiye, barışa, özgürlüğe ters olan, insanları yok edecek her şeye karşı, herkesin dili açık ve nettir.
‘Birçok kültüre analık ettik’
- Araplar olarak çözüm sürecine nasıl dahil olacaksınız?
Biz Mezopotamya’da Beynel Nehr’de yüzyıllardır yaşayan Araplar olarak süreçte aktif rol alacağız. Mevcut olan çoğu kültüre hem düşünsel, hem eğitsel, hem sosyolojik anlamda analık etmiş bir ırkız. Bir sindirme veya asimilasyon bizim için söz konusu olmayacaktır. Olabilecek bir özerklikte ya da gerçekleşecek seçimlerde bizim yerel yönetimlerde temsilimiz çok önemli. Kesinlikle kültürel bir asimilasyonu, soykırımı, faşizmi desteklemiyoruz, bunların karşısındayız. Biz Arap’ız ve anadilimiz Arapça. Etnik olarak varlığımızı, barış ve demokrasi çerçevesinde, diğer gruplara nasıl haklar tanınıyorsa bu halklar arasında biz de olmayı istiyoruz. Bu sürecin dışında asla olmayacağız. Bu konuda tavrımız net ve açık. Olursak hep beraber Türkye ve Kürdistan’ız. Yoksa onun bir anlamı yoktur.
‘Düşünsel olarak kan kaybetmemek önemli’
- Arap kadınlar bu süreci nasıl takip ediyor ve değerlendiriyor?
Arap kadınları, genel olarak süreç içerisinde aktifler. Barış ve demokrasiyi analar, kadınlar en iyi kendi içlerinde yansıtıyorlar. Çünkü biz, erkeklerin barışını ve özgürlüğünü de gördük. Kadınlar bu anlamda çok dinamik ve aktifler. Düşünüyorlar, süreci bir anlamda tedirginlikle takip ediyorlar. Çünkü karakollar, orman yangınları, Taksim’deki olaylar, sürecin yavaşlatılması vs. PKK’nin geri çekilmesi, kanın durması tabi ki bir artıdır. Yalnız, düşünsel olarak kan kaybetmemek önemli. Bedenler gidebilir ama, beyinler asla yok olmayacaktır. Kadınlarımız da bu anlamda demokratik, özgürlükçü, halkçı, eşit bir düzenden yana. Geçekten de, ne çocuklar ölsün ne analar ağlasın. Kimse bu saatten sonra ezilecek değildir. Birlik olmazsa süreç kan kaybedecektir.
- PKK Lideri Abdullah Öcalan, kadın özgürlüğü için “Kadın özgür olmadan toplum özgürleşemez” demişti. Bu sözü nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca bu süreç, kadın mücadelesini nasıl bir yöne evirecek?
Kadınlar, çok kültürlülüğün içinde gücü ve cinsiyeti yok sayılan bir kitledir. Kadınlar çok güçlü ve kudretli varlıklardır. Abdullah Öcalan gerçekten güzel bir şey söyledi. “Kadınlar olmazsa özgür bir ülke olamaz” diye. Ben bir Arap kadını olarak, bu sürecin her yerinde olacağım. Bütün kadınlar da aynen bu şekilde yer alacaklardır. Biz demokrasi ve barışı istiyoruz. Çünkü bunu doğuran biziz.
Bundan sonra herkesin sesinin çıktığı, çok kültürlü, çok birlikli, huzurlu bir ortam istiyoruz. Çünkü silahlarla bir şey çözülmüyor. Konuşarak gayet güzel çözülebiliyormuş sorunlar. Bugün de, bunun çok güzel bir fotoğrafı aslında. Bu fotoğrafı ileriye taşımak ve bunu hükümetle beraber götürmek istiyoruz.
Fotoğraf: Esra Gültekin, Gülşen Koçuk
Kamera: Derya Ceylan, Ruken Çelik
(gk/zd)

