Aysel: Konferans anayasal talepleri tartışarak bir yol haritasını ortaya çıkarmalı
16:59
JINHA
AMED – DTK adına Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı’nda konuşma yapan DTK Eş Başkanı Aysel Tuğluk, “Konferansımız, çözüm sürecinden beklentilerini, ulusal haklarımızın hangi koşullarda güvence altında olabileceğini ve anayasal taleplerini tartışarak bir yol haritasını ortaya çıkarmalıdır. Dil, kültür, ekonomi, siyaset, örgütlenme önündeki engeller, bu engellerin nasıl aşılabileceği, hangi formülasyonlarla anayasada yer edinebileceği net olarak tanımlanmak durumundadır” dedi.
Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı devam ediyor. Birçok siyasi parti temsilcilerinin çözüm adına sunum yaptığı konferansta Demokratik Toplum Kongresi adına konuşma yapan Wan Bağımsız Milletvekili ve DTK Eş Başkanı Aysel Tuğluk, “Bulunduğumuz yerin tanımı Kürdistani cephedir, bu anlamda devletten taleplerimiz olacaktır, fakat 30 yılı aşkın bir süredir çatışmaların tarafı olan PKK’den de beklentilerimizi dile getirmek konferansımızın önemli bir gündemidir” diyerek konferansın dört parça Kürdistan’da demokratik ulusallaşma istemleri açısından önemli olduğunu vurguladı.
“Demokrasi ve özgürlük davasını geçtiğimiz haftalarda Amed buluşmasıyla sahiplenen Ortadoğu Kadın Konferansını DTK olarak selamlıyoruz” diyerek sözlerine başlayan Aysel,”Kadınların, gençlerin, yaşlıların ve halkımızın tüm kesimlerinin büyük bir ulusal birlik ruhu ve kardeşleşme iradesiyle yeni bir tarih yazmanın derin bilinci içerisinde bir arada buluşmuş olmaları, çok büyük bir değer ifade etmektedir” dedi. Aysel, Asurusiyle, Ermenisiyle, Müslümanı, Süryani, Ezidi ve Alevisiyle bir araya gelerek konferans gerçekleştirmenin özgürlüğe giden yolun göstergesi olduğunu dile getirdi.
Ortadoğu kaosunda halkların özgür geleceği için tartışarak çözüm üretmenin gerektiğine işaret eden Aysel, “Bilindiği gibi geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen ‘kolektif akılla birlik’ toplantısı, 4 maddede anayasal talep ortaklaşmasını sağlamış, birlik ve çözüm adına önemli bir adım olmuştu” diyerek 2013 yılının ulusal birlik ve demokratik çözüm yılı olduğunu belirtti.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Amed Newrozu’nda okunan mektubuna işaret eden Aysel, “ ‘Demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa süreci’olarak adlandırılan ve stratejik değerde olan bu yeni süreç, savaşın durdurulması ve gerillanın Güney Kürdistan'a çekilmesiyle beraber akan kanı durdurmakla kalmamış, demokratik zeminde çözüm umudunu bir hayal olmaktan çıkarıp gerçeğe dönüştürmüştür” şeklinde konuştu. Aysel Abdullah Öcalan’ın 14 yıl cezaevinde olmasına rağmen tek isteğinin ulusal birlik, barış ve demokratik çözüm olduğunun altını çizdi.
En büyük barış ve çözüm gücünün ittifaktan doğacağını dile getiren Aysel, “Bölgede statükocu devletler tutunamazken dışarıdan yapılan müdahaleler de çözüm oluşturmamakta, daha fazla yıkımlara yol açmaktadır” dedi. Aysel Mısır, Tunus, Yemen, Libya örneklerine işaret ederek iktidarın el değiştirilmesiyle halkların lehine kalıcı çözüm oluşturmadıklarını belirtti. Aysel ayrıca, Arap Baharı’nın kaosu ortadan kaldıracak güce sahip olamadığını aktardı.
Sürecin en önemli gelişmelerinden birisinin de gerillanın sınır dışına çekilmesi olduğunu vurgulayan Tuğluk şöyle devam etti: “AKP hükümetinin geri çekilmede gösterdiği hassasiyeti, demokratik adımların atılmasında göstermediğini, hatta karakol ve baraj yapımlarına hız vererek sürecin istismarcısı olma yolunda ilerlediğini kaygıyla izlenmekteyiz. ‘Her şeyin belirleyicisi olma’ mantığını aşamayan AKP hükümeti Gezi Parkı eylemlerinde olduğu gibi halkın demokratik ve haklı tepkisine yol açmıştır. Gerekli değişim ve dönüşümü sağlamamanın sonuçlarının nereye varacağını bu eylemler göstermiştir.”
“Şimdi Kürt hareketinin ortaya koyduğu yol haritasının ilk aşamasının sonuna doğru gidilmektedir. Hatta denilebilinir ki, birinci aşama Kürtler açısından tamamlanmıştır” diye devam eden Tuğluk, “Daha da önemlisi bundan sonra ne olacağıdır? Anayasal bir çözüm süreci gelişecekse bunda halklarımızın rolü ve talepleri ne olacak, nasıl bir strateji izlenecektir? Demokratik siyasal mücadeledeki yerimiz ve rolümüz kadar iç ittifakımız da bir o kadar önemlidir” dedi.
Çözüm sürecinin doğal bir mecrada seyretmesinin önüne birçok engelin çıkabileceğini de belirten Tuğluk, “Dolayısıyla hem sürecin sağlıklı yürütülmesini sağlamanın, hem de bundan sonra Kürdistan adına ortak bir görüşle, ittifak sağlayarak demokratik mücadeleyi geliştirmenin sorumluluğunu hep birlikte üstlenmenin zamanı gelmiştir.
Haklı olarak kıvancını duyduğumuz, halkımızın ulusal bilinç ve iradeye kavuşması karşısında hiçbir parti, grup, aile, aşiret çıkarlarının daha önde olamayacağı; temel ulusal çıkarlarda buluşularak sürecin aktif öznesi haline gelinebileceğine dair iddia ve inancımızı bir kez daha vurguluyoruz ki, zaman Kürdistani tüm güçlerin birlik zamanıdır. Zamanın ruhuna uygun hareket ederek bunu başarmalıyız. Tarihin, halklarımızın ve tüm Kürdistan şehitlerinin ertelenemez emri budur” dedi.
Konferansın çözüm sürecinden beklentileri, Kürtlerin ulusal haklarını hangi koşullarda güvence altına alabileceğini ve anayasal taleplerini tartışarak, bir yol haritasını ortaya çıkması gerektiğini de söyledi.
“Ulusal demokratik hakların tanınmaması durumunda izlenecek ortak mücadele yöntemlerini belirlemek de konferansımızın önemli bir gündemidir” diye devam eden Tuğluk, demokratik, siyasal mücadelenin başat hale geldiği bu süreçte, Kürt halkının ve diğer halkların, dil, kültür ve kimlik haklarının bir bütün olarak tanınması ve anayasal düzeyde kabul görmesi için koşulların her zamankinden elverişli olduğunu da belirtti. Bunu sağlayacak olan gücün de en başta örgütlü ulusal duruş olacağını da sözlerine ekledi.
“Demokratik ulusal birlik, hangi siyasi partiden, hangi örgütsel yapıdan, hangi düşünce ve inançtan olursa olsun Kürdistani renklerin tümünün birliğini ifade etmektedir” diyen Tuğluk, “Kürdistan tarihinin ve ekosisteminin tüm değerlerini sahiplenmek; kültür ve direniş değerleri kadar ekolojisini, ekonomisini ve demokratik öz yönetim hakkını yaşamsallaştırmak için ulusal tavrımızı ortaya koymanın zamanıdır” dedi.
Sürecin temel aktörlerinin çatışan taraflar olmasına rağmen, barış ve çözümun, tüm tarafların katılımını zorunlu kıldığını da vurgulayan Tuğluk şöyle devam etti: “Bu anlamda gerçekleştireceğimiz konferans hepimizin yeni sürece katılımı açısından önemli bir zemin oluşturmaktadır. Fakat ulusal birlik esprisinin sadece konjönktürel bir algı üzerinden geliştirilemeyeceğinin, stratejik bir önemle ele alınması ve sürekli ilerletilmesi gereken bir süreç işi olduğunun altını önemle çizmek istiyoruz. Zaten gelişen yeni süreç de dar bir konjönktürden kaynaklanmayıp stratejik bir yönelimle başlamıştır. 21. yüzyılın gereklerine ve sürecin ruhuna uygun bir hareket tarzını yakalamak durumundayız. Bunun için değişime açık olmak kadar değişimi devlet yapısına dayatmak durumundayız. Demokratik Türkiye, Özgür Kürdistan hedefini sağlamak için gerekli olan demokratik, ulusal irade ve örgütlülüğe sahip olduğumuza inanıyoruz. Bu durum kendi başına büyük bir değişim gücünü oluşturmaktayken, konferans iradesi sürecin en kapsayıcı ve iddialı yaklaşımıyla, Avrupa ve diğer alanlarda gerçekleştirilen birlik ve çözüm konferanslarının tamamlayıcısı olacak ve bir bütünlük ortaya çıkaracaktır.
Tartışmalarla ortaya çıkacak olan sonuçların konferans yapısıyla sınırlı kalmaması, tüm topluma taşırılması ve ulaşılan kararlılık düzeyinin pratik takipçiliğinin de yapılması hayati önemdedir. Bunun için demokratik çözüm sağlanana kadar konferansımız süreklilik kazanabilir. Sürekliliği sağlamadan çözümün dayatıcısı olamayız; rolümüzü tanımlarken birliğin, barışın, demokrasinin ve çözümün tarafı ve güvencesi olduğumuzu özenle vurgulamamız gerektiğine inanıyoruz.”
(zd)

