Shadi Sadr: Kadın mücadelesi, medyayı da ele almalı

10:46

 


JINHA


AMED – Medyanın, kadını tektipleştirmeyi amaçladığını ve toplumsal cinsiyet bilincinden yokun olduğuna dikkat çeken Shadi Sadr, “Burada biz insan hakları aktivistlerine büyük görev düşmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olması için medyayı bilgilendirelim, eğitelim ve baskı uygulayalım” dedi.


Shadi Sadr, İranlı bir kadın ve insan hakları aktivisti. Aynı zamanda avukata olan Shadi, İran’da 1979 yılı olaylarından sonra 6 yıl hapis cezası alınca ülkesini, İran’ı terk etmek zorunda kalıyor. Şu anda Birleşik Krallık’ta, İngiltere’de yaşayan Shadi, burada “İran İçin Adalet” adlı bir harekette yönetici olarak yer alıyor. Avukat, gazeteci ve kadın hakları savunucusu Shadi, çalışmalarında daha çok taciz ve tecavüz olaylarıyla ilgilendiklerini belirtiyor. Ayrıca, Kadınların Alanları adlı kadın hakları grubu tarafından başlatılan bir dizi kampanyadan birisi olan “Taşlamaya Son Ver” adlı kampanyanın da yürütücülerinden birisidir Shadi. Yaptığı aktivizm ile birçok barış ödülüne layık görülen Shadi Sadr, çalışmaları nedeniyle hem tutuklandı, hem de kendisine yönelik suikast girişimleri gerçekleştirildi. Shadi, kadın aktivizmine ilişkin İran’daki durumu JINHA ile paylaştı.


‘Taşlanmayı sonsuza dek durdurun’ kampanyası


-          İran, bugüne dek yoğun bir şekilde recm olaylarıyla gündeme gelen bir ülke oldu. Kadın mücadelesi, taşlama olaylarına ilişkin nasıl bir mücadele veriyor?


Taşlama olayları 1979’ da İslami Cumhuriyetin kurulmasından beri aslında çok gündemde olan ve çok tartışılan bir konuydu. En başından beri kadın ve insan hakları aktivistleri, yasaların değişmesi uygulamaların değişmesiyle ilgili çalışmaktaydı. Çünkü şu anda yargıçlar özellikle zina suçlarıyla ilgili taşlanarak ölüm cezası verebilmekte bunun değişebilmesi için en başından aktivistler çalışmaktaydılar. Bizim başlattığımız ‘Taşlanmayı sonsuza dek durdurun’ kampanyası da bu aktivitelerden biriydi. Burada avukat ağlarıyla birlikte bu çalışma esnasında birçok kadını ve erkeği taşlamak suretiyle öldürülmekten kurtardık. Muhafazakarlar ve sözde kökten dinciler bunlara başından karşı çıktılar. Esasen gücün onların elinde olmasından dolayı yasal bir değişiklik elde edilemedi. Ancak yeni yıl ile ceza yasası değişti. Ancak bu ceza yasasında hala zina suçundan taşlanma cezası kalkmadı. Fakat küçük değişiklikler oldu. Örneğin;  artık yargıçlar taşlanma cezasını durdurabilir veya onun yerine başka yollarla idam ya da kırbaçlama cezası verebilir. Bizim mücadelemiz İslami kökten dincilerle, muhafazakarlarla devam edecek. Ta ki böyle bir suç ceza yasasından tamamen çıkana dek.


‘İran’da devrimin kaybedenleri kadınlar oldu’


-          Ortadoğulu kadınlara oranla İranlı kadınların mücadelesi ne boyutta? İran’da kadınlar daha kapalı. Bu durumda oradaki kadın mücadelesi nasıl sürdürülüyor?


İran’da kadın hakları aktivistleri, kadın hakları mücadelecileri, kadınlara karşı yapılan her türlü ayrımcılığı, yasal ayrımcılığı sonlandırmak için mücadele yürütmektedir. Bu diğer Ortadoğu ülkelerinde de vardır. Aslında biz İran’daki,  Kürdistan’daki, Suriye’deki, Türkiye’deki kadınların benzer mücadeleler yürütmekteyiz ve birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var. Öncelikle İslami görüşle, İslami zeminle vereceğimiz mücadele ile ilgili sorunlarla karşı karşıyayız. Devrimler olsun, Arap Baharı, Arap ülkelerinde olan hareketlenmeler olsun… Bu süreç aslında İran’daki kadınlara 1979 devrimini onun arkasından neleri yaşadığımızı hatırlatmaktadır. İran’daki kadınlar, 1979 devriminden önce örgütlüydüler, mücadelenin en önlerindeydiler, bunun için savaşmaktaydılar. Ancak mücadele sırasında kendi haklarını unuttular. Bu devrimden sonra, diktatörlükten kurtulduktan sonra ne olacağını, ne olması gerektiğini düşünmeyi herkes unuttu.  Devrimin en güçlü kanadı, en güçlü taşı olan kadınlar aslında devrim sonrasında en kötü kaybedenler de oldular. Kadınların, Arap kadınlarının, Kürt kadınlarının İranlı kadınlardan öğreneceği bir ders varsa o da şudur: Sadece bir diktatöre karşı bir etnik kimlik için, bir politik amaç için savaşmak yetmiyor. Ayrıca kadınlar kendi hakları içinde savaşmalı.


Toplumsal cinsiyet eşitliğinden yoksun bir medya…


-          İran, Türkiye, Ortadoğu ve genel olarak da dünyada medyanın kadın sorununa yaklaşımını nasıl yorumluyorsunuz? Medyanın kadın sorunlarına yaklaşımı nasıl olmalı?


Dil bariyerinden ötürü örneğin; Türkiye’deki, Filistin’deki ya da diğer Arap ülkelerindeki medyaya erişimim yok. Ancak tahmin edebilirim ki, medya kadınları, burada da sterotipleştirmektedir ve bir toplumsal cinsiyet duyarlılığından yoksundur. Burada biz insan hakları aktivistlerine, büyük görev düşmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olması için medyayı bilgilendirelim, eğitelim ve bir baskı uygulayalım.


(gk)