Hayal dünyasının gerçek çocukları
09:17
Gülşen Koçuk / JINHA
Son 10 yılda hayatımızın başköşesine oturttuğumuz ve hayatımızın devamı için kendimize farz kıldığımız diziler, yoğun eleştiri topuna tutulmasının yanı sıra bir o kadar da izlenme rekorları kırmaya devam ediyor. Özellikle çocukların vazgeçilmezler listesinin en üst sıralarında yer alan dizilerin, sosyal yaşama etkileri de gün be gün daha belirgin bir hal alıyor. Geçmişte de kendisini farklı deneyimlerle açığa çıkaran bu etkiler, her ne kadar senaristlerin amacı “çocukların hayal gücünü geliştirmek, yeteneklerini açığa çıkarmak” olsa da, amacının dışında her türlü anlayışa hizmet ediyor.
Geçmişini “Turist Ömer”in uzaylılarla karşılaştığı filmlere dayandıran, “Bücür Cadı”dan “Sihirli Annem”e, “Selena”ya, “Bez Bebek”e kadar gelen bir çocuk ve sihir temalı dizi furyasından bahsediyoruz aslında. Herkesin yerden yere vurduğu dizilerin nasıl olup da izlenme rekorları kırdığı merak konusu. Çocuk dünyasını normal seyrinden kopararak, yeni bir yaşam alternatifi gibi servis edilen diziler, onları gerçek dünyadan alıp hayaller alemine sürükler. Çocukların hayal gücünü geliştirmek bir yana, o gücü alt üst etmek için bire bir işe yarar bir mekanizmadır diziler. Doğru ve yanlışı algılama düzeyine varamadığı yaşlarda çocukları olağan dışı içerikli dizilerle baş başa bırakmak, belki de ebeveynlerin kendi rahatlarını düşünürken çocukları için yaptıkları en büyük kötülük olmuştur.
Kurtarıcılarını bekleyen çocuklar…
Hayatın zorluklarıyla mücadelenin tek kaçış yolu: Kulina. Zaman zaman çocukların gördükleri bir olumsuz durumda ya da çaresizliklerinde, kaçış yolu aradıkları dönemlerde kurtarıcıları olur Kulina(!) Oysa ki, ne “Kulina”, ne “Periliçe”, ne de “Yüce Honos” vardır. Kendilerini zorda kaldıkları her an bir kurtarıcının yardıma koşacağını düşünen çocuklar, kurtarıcılarının gelmesini beklerken yok olup giderler. 4. katlardan atlayan, uçacağını sanan çocuklar gibi.
Dizilerin iki yüzü
Kendisini “uçan bir yaratık” sanıp da bir yerlerden atlayan çocuklar mı dersiniz, yoksa bu dizilerin baş kurbanları olarak seçilen ve normal dışı koşullarda setlerde çalıştırılan çocuklar mı? Tablonun önünde tüm görselliğiyle cezbedici hayatların varlığından haber eden yönünün yanı sıra bir de bu tablonun arkasında solmaya yüz tutmuş tarafını görmek zor olmayacaktır. Dizi setlerine çocukluklarını hapsetmiş çocuklar, meselenin farklı bir boyutunu oluşturuyor. Okul ve yaşıtlarıyla vakit geçirme gereksinimi duyan çocuklar, dizi çekimlerinin bulunduğu setlerde kendisinden kat be kat büyük insanlarla itaat etmeyi, söyleneni yapmayı, uslu çocuk olmayı, ses çıkarmamayı öğreniyor. Kişiliğinin kendisine katacağı rengin özgünlüğünden tamamen uzak bir kalıba sokulan “renkli dünyaların çocukları (!)”, setlerde bir başarı elde etmenin mücadelesini verirken, gerçek yaşamda ise, iki dünya arasında sıkışmışlığın bunalımını yaşıyor.
Görsel zenginlik ve niteliksel boşluk
Çocuk dünyasını ikiye bölen, hatta paramparça eden dizilerin, yarattığı trajedi karşısında yetişkinlerin hem şikayetçi olması hem de bir çaba içerisine girmemesi de dikkat çekiyor. Çocukları ile vakit geçirmek yerine, onları TV başına oturtup, görsel anlamda zengin, niteliksel olarak ise bomboş program veya dizilerle baş başa bırakan ebeveynleri ve ebeveynliği sorgulamak gerekiyor önce. Çocuklar, arada sevilebilecek, eğlenceli, bizlerin hayatına renk katan varlıklar olarak bencilce mi yaklaşılmalı? Yoksa ilgi ve sevgi ile beslenmesi, emek ile büyütülmesi gereken bir mucize olarak mı?
(la)

