Gözleri katliamlarla bulanmış çocuklara…

10:44

Gülşen Koçuk / JINHA


AMED – “Ayetler aslında insanlığa indirilmiş şeylerdir. Şiirler de bir nevi ayettir.” İlk kitabının ardından 2 yıl sonra yeni şiir kitabı ‘Yitik Ayetler’ ile şiirseverlerin karşısına çıkacak olan Ümit Manay, yeni kitabını, ‘Gözleri katliamlarla bulanmış çocuklara’ diyerek Bölge’de katledilen çocuklara ithaf ediyor.


Ümit Manay, Arnavut bir LGBT. Yaşantısı Trakya’da geçen Ümit’in, kitaplar en iyi dostu oldu. Çocukluğundan itibaren araştırmacı yönünü geliştiren ve kendisini kütüphanelere kapattığı için çevresi tarafından ‘asosyal’ olarak nitelendirilen Ümit, içine akıttığı duygularını şiirleriyle çığlığa dönüştürdü. 9 yıl boyunca biriktirdiği şiirlerini 2011’de çıkardığı ‘Gökkuşağı Gece Çıkar’ isimli kitabıyla yayınladı. İlk kitabını Ümit, nefret cinayetleri ile katledilen LGBT’lere atfetti. Cemal Süreyya, Lale Müldür, Edip Cansever, Ece Ayhan  gibi şairlerle şiir serüvenine başlayan Ümit, ilk göz ağrısı ‘Gökkuşağı Gece Çıkar’ı iki şiir yarışmasına gönderiyor ve Cemal Süreyya Şiir Yarışması’ndan başarı ödülü alıyor ilk şiir kitabı. Şimdi ise ikinci kitabı olan ‘Yitik Ayetler’i çıkarmaya hazırlanıyor. Ümit, tepeden tırnağa her şeyiyle kitabın içine sindiğini belirtiyor. Ümit bu kitabını ‘Gözleri katliamlarla bulanmış çocuklara’ sözleriyle Ceylan’a, Uğur’a Enes’e atfediyor…


- Öncelikle seni tanıyabilir miyiz?


Ben Ümit Manay. 2011’de ilk şiir kitabımı çıkardım. Ondan öncesinde ise çeşitli konular üzerinde araştırmalar yapıyordum ki, bunlar genellikle toplumsal cinsiyet, LGBT üzerineydi. Daha sonra aktivizm konusunda kendimi geliştirmeye başladım. Çünkü yaşadığımız ülke, yaşadığımız coğrafyanın şartları maalesef ki farklı kimlikleri anlayabilecek kapasitede değil ve hani bizim kendimizi anlatmamızın daha doğru olacağını düşündüm bir öteki güruh olarak.


Bütün ötekilerin kendini bulabileceği bir kitap


 - Bizlere, şiirle nasıl tanıştığını ve ikinci kitaba kadar nasıl bir yol kat ettiğinden söz eder misin?


Ötekilik durumundan beni sanat kurtardı. Ortaokul çağlarından beri yazıyordum. İnsanlar açısından biraz asosyaldim. Fakat kitaplar, en iyi arkadaşım oldu bugüne kadar. Daha sonra şiirle tanıştım. Cemal Süreyya, Lale Müldür, Edip Cansever, Ece Ayhan ve daha niceleri… Onlarla, kitaplarıyla tanıştıkça yazmayı daha çok özümsedim. Şöyle bir tabir vardır: İnsanların ruhunda kilitler vardır ve belirli kelimeler, bazı kitaplar, filmler ya da bazı oyunlar ruhunuzdaki o kilidi açar. 2011’in Mayıs ayında ‘Gökkuşağı Gece Çıkar’ isimli kitabım çıktı. Çoğumuz gece nefes alıyoruz, gece kendimizi hissediyoruz, bulabiliyoruz. O nedenle böyle bir açıklamayla böyle bir kelimeyi kitaba uygun gördüm. İçeriğe baktığınızda aslında bütün ötekiler burada çok net bir şekilde kendini hissedebilir. Her şey var, hayat var içinde kısacası şiirlerin.


‘Şiirler de ayettir’


İlk kitabın ‘Gökkuşağı Gece Çıkar’dı. İlk kitabınla yeni çıkacak kitap arasında ne tür farklar var? Biz yeni kitabında neleri bulacağız? Diğer kitabından farklı neler göreceğiz?


İkinci kitabımın adı ‘Yitik Ayetler’ olacak. Çünkü artık insan ilişkilerine baktığımızda ya da ülkenin genel gündemine baktığımızda korkunç bir uçurum var. Bütün ilişkilerde öyle; anne, baba, sevgili, dost… Her şey bir çıkara gebe. İnsanlara unuttuğu şeyleri hatırlatmak istedim ikinci kitabımda. İnsan olmanın ne demek olduğunu, insan kalabildiğim, vicdanım el verdiği kadar hatırlatmak istedim. Ayetler aslında insanlığa indirilmiş şeylerdir. Şiirler de bir nevi ayettir. Çünkü çok kısadır istediğiniz kadar açabilirsiniz. Onun haricinde Düşülke Yayınları’ndan çıkacak kitabım. Kitabın içeriğine ilişkin ufak bir kopya vermem gerekirse; Ceylan Önkol için yazılmış bir şiir var ve o şiiri de güzel bir hikaye ya da klip tanıtımına dökeceğim. Editörüm bir trans. Bundan çok mutluluk duyuyorum. Janset Karavin diğer translardan benim için çok ayrı. Çünkü hayatta kalabilmek için yaşayabilmek için sürekli pandomim yaptı sokaklarda. Janset’i İstiklal Caddesi’nde pandomim yaparken gördüm ve ben mutlaka tanışmalıyım dedim. Zaten kitapta ona ithaf edilmiş bir şiir de var. İkinci kitabımın kapak yazısı da Janset’e ait. Her şeyiyle o ilgilenyor. Bu nedenle ilk kitaptan daha çok içime sindiğini söyleyebilirim.


‘Çocuklar ve hayvanlar ölümü haketmiyor’


 - Ümit, bölgeye geldiğinde yaşadığın duygu yoğunluğunu şiirlerine nasıl yansıttın? Ceylan Önkol’dan bahsettin, onun için bir şiir yazdığını söyledin. Bölgede yaşanan gelişmelerden sen nasıl etkilendin?


Buraya geldiğimde 2012’nin Mart ayıydı ve havalar soğuktu. İlk defa Diyarbakır’ a gelmiştim, gerçek adıyla Amed’ e. Bugüne kadar hiçbir şekilde tanışmadığım gerçeklerle, yemediğim tokatlarla karşılaştım. Zaten Roboski çok yakın bir tarihte biliyorsunuz. 2011’in Aralık ayında böyle bir olay gerçekleşti. Onun yasını tutuyordu buralar. Çok net bir şekilde görebiliyordum. Daha sonra Ceylan’ın dokunaklı hikayesi beni parçaladı. Çünkü herkes her şeyi hakkedebilir ama çocuklar ve hayvanlar ağızsız ve dilsiz. Ruhları çok temiz, çok pak… Onlar bunu haketmiyor. Çünkü onlar aslında dünyanın gerçek sahipleri baktığımızda. Birçok şey toplum ve aile yapısında bitiyor. İnsanlar birbirlerinden ölesiye nefret ediyorlar. Nefret duygusu, evet duygudur, nefret edilecek çok şey var baktığımızda ama bence insanların birbirinden nefret etmemesi lazım. Çünkü nefretin kökeninde sevgisizlik var. Bugün bir insan ailesinden sevginin anlamını görmezse, bilmezse bilmediği içinde onun zıttı olanı yapacaktır. Nefret edecektir doğal olarak. Çünkü insanlar duygusuz yaşayamazlar ya nefret ederler ya severler. Hissiz, tepkisiz kalamazlar.


‘Bu şehirde yas, acı, ölüm, kan var’


Bir de buranın insan ilişkileri beni çok etkiledi. Yani insanlarda belki feodalite, çok sorun, sıkıntı var ama batıdaki laçkalaşmış insan ilişkileri gibi değil. Ben burada çok mutluyum. Buralar benim aslında yas tarafım, karanlık tarafım. Bugün Amed’e baktığınızda şu an yeşilliklere bakıyorsunuz ama arkanızı döndüğünüzde gıpgri bir şehir var. Yas, acı, ölüm, kan var. Artık insanlar sabah kalktıklarında normal kahvaltı, sohbet etmek istiyorlar, siyaset konuşmak istemiyorlar. Ben de burada doğan bir çocuk olsaydım belki ben de çok büyük bedeller ödeyecektim. Bunu net bir şekilde söylüyorum ki; aynı şekilde bizim aile kökenlerimiz de Bosna’ da Arnavutluk’ta katledildi 90 öncesi. Benim dedelerim, büyükannelerim de öldürüldü. Biz de Türkleştirildik. Ben kendi kimliğimi Kürt kimliğiyle sahiplendim. Bölge’nin duygu yoğunluğu çok. Bu tarif edilemeyen duygular şiirlere de çok yansıdı. Her gece yatmadan çocuk gelinleri düşünüyordum. Kadın ve LGBT cinayetlerinin tavan yaptığı bir dönemdeyiz . Bu, doğal olarak sanatımı çok çok büyük bir şekilde etkiliyor. Ama bir gün her şey güzel olacak, bunun inancıyla yaşıyorum. Ben göremesem de benden sonraki kuşakların artık buralarda normal kahvaltı yapabildiğini, aşık olup sevebildiklerini görmek istiyorum. İnsanları artık erkekleşmiş kadınlar olarak değil; gerçek kadınlar, kadınlıklarını yaşayabilen kadınlar görmek istiyorum. İnsanların çok şey görüp bilmesi gerekiyor. Çok okuması, araştırması gerekiyor. Her şeyden önce insanların ölüm değil aşk görmesi lazım.


‘İnsanların acılarına dokunabilmek istedim’


 - Türkiye’den bölgeye bakmakla bölgeden Türkiye ‘ ye bakmak arasında ne tür farklar var?


Öncelikle korkunç bir uçurum olduğunu net bir şekilde söyleyebilirim. Çünkü oradan da buradaki haberleri takip ediyordum yasaklandığı halde. Oradan evet üzülüyorsun fakat oradaki yaşama geri dönüyorsun ama burada her şey çok gerçek, çok yakınında. Ölümün ensemde olduğunu burada hissettim. Azrail senle birlikte yürüyor sürekli, yanlış bir adımında gidebilirsin. Her insanın burada bir dönem yaşayıp, buranın acılarıyla yüzleşmesi lazım. Aslına bakarsan buraya bir nevi gelme sebebim bu insanların acılarına dokunabilmekti. Deva olmak demeyeyim, deva olamam çünkü; bir anneyi anlayabilirim, acısını paylaşabilirim ama bir anne gibi o acıyı çekemem. Bugün Cumartesi Anneleri’ne ya da evlatlarını kaybetmiş onlardan, haber alamamış, “kemiğine bile razıyım” diyen insanları görüyorum ve “Nasıl birşeydir bu” diyorum. İnsanlar evlatlarının mezarını istiyor ama bu bile yok. Bu acının ötesinde bir şey. Bir çığlık gibi, çok büyük bir çığlık…


Bölgedeki LGBT yaşantısıyla da iç içe oldun, paylaştın. Sen bölgede yaşayan LGBT’lerin sorunlarına nsaı bakıyorsun?


Türkiye’ de yaşamış bir LGBT olarak, orada LGBT’lerin daha rahat olduğunu söyleyebilirim. Amed çok güzel bir şehir, çok nefis bir şehir ve gerçekten mücadelesine bağlı, sahiplenmiş insanlar var.  Ama herkes bu LGBT’den niçin kaçıyor? Neden kaçıyor? Eğer hepimiz inanıyorsak, Allah'ın dediğini neden duymuyoruz? Allah her zaman der ki: “Ben herkesi yarattım benim gözümde eşittir.” Peki neden şimdi Allah’ın yarattığına karşı çıkıyorsun?  Bu da bir soru işareti. Gerçekten ahlaklı bir toplum olsaydık bugün baktığımızda bu cinayetler bu şiddet türleri bu aşağılanmalar olmazdı. Ben buna inanıyorum. Belki de toplumun algısında kırılması gereken şeyler var. “Bugün benim yakınlarım da böyle olabilir” diye düşünülmesi lazım. Benim de bir yakınım böyle olursa öldürmem mi gerekiyor? Hayır. Böyle bir şey yapamam çünkü onun canını ben vermedim. Belki sevmeyebilirsin, hoşgörmeyebilirsin bu da bir kıstastır. Ama ben vicdanla bağımı koparmadım bundan sonra da mümkünse vicdanıyla bağını koparmamış insanlar görmek istiyorum.


Düşülke Yayınları


Aslında kısaca değindin ama kitabını çıkaracağın yayın evine ilişkinde hangi yayınevi neden orası? Biraz değindin ama biz bunu açmanı istiyoruz  senden?


Düşülke Yayınları yeni kuruldu. Janset Karavin ev sahipliğinde açıldı. Çok güzel tasarımlar yapıyor ki, işi biliyor. İki tane kitabı var Janset’in. Galatı Aşk ve Transnomim. Janset’ in hikayesi biraz değişik bir hikaye. Dediğim gibi Janset hiç sokağa düşmemiş translardan. Pandomimle, sanatla iç içe olduğu için kendi hayatını buradan geliştirmiş. Yeri geldi Janset radyo programcılığı yaptı, kuklacılıkla uğraştı, yeri geldi pandomim yaptı. Neden Düşülke dersen, dediğim gibi Janset bir trans ve ona destek olmak istedim. Bugün onun yanında yürüyerek sanat yolunda da hayat yolunda da onun yanında olarak ona çok büyük destek olmak istedim. Çünkü LGBT’nin en düşen kısmı ‘T’ kısmıdır. Bugün iş bulamayanlar, sokakta itilip kakılanlar, devlet tarafından acımasızca öldürülenler onlar. Gazetelerin ikinci, üçüncü sayfasına baktığımızda böyle haberler göremiyoruz. Çünkü ana akım medya bunu yayınlamıyor.  Ama interneti açtığımızda transların kolunu bacağını çöpten topluyorlar, vahşice katlediliyorlar. Nasıl bir nefret, neyin nefreti? Bugün kadın cinayetlerinde de aynısı var. Medine Memi cinayeti olsun, Melek Karaaslanlı cinayeti olsun… Biz bunları en başından beri biliyorduk.


‘Kitabı bedel ödemişlere ithaf ettim’


 - Artı olarak bize kitabın içeriğinden de bahseder misin?


Kitap kapağında şu yazıyor: ‘Gözleri katliamlarla bulanmış çocuklara’ diye. Aslında burada bedel ödemişlere ithaf ettim kitabı. Çünkü bazı şeyleri görünür kılmak istiyorum. Ben görünür kılmasam da bir yerden patlak verecek bir gün ben bunu çok iyi de biliyorum. Benim gibi vicdanı rahatsız olan çok insan var bazı şeyler için. İkinci kitap daha çok kendi içime döndüğüm bir kitaptı. Tabi eleştirildiğim şiirlerim ve eleştirdiğim noktalarım çok var. Ülkenin gündemiyle ilgili, gelecekle ilgili gerek siyasi gerek ötekilerle ilgili. Burada bir de çok ötekilerle buluştum. Alevileri, Kürtleri, Ermenileri çok yakından tanıma şansım oldu. Ben gökkuşağını kastederken, yedi rengi ya da altı rengi kastederken aslında bunları , bu kişileri kastediyorum. Onlar benim birer parçam. Ben de ötekiyim, onlar da öteki. Bugün baktığında Kürt LGBT dediğinizde ötekinin de ötekisi oluyor ama ben inanıyorum ki Kürtler gerçeğin farkına varacaklar ve LGBT’leri bağırlarına basacaklar. Çünkü ötekilenen kimlikler, bir yerlerde birbirini anlıyorlar.


 - Son olarak hem kitabına ilişkin hem de çağrı anlamında söylemek istediğin şeyler var mı?


Kitabın çıkış tarihini Haziran ya da Mayıs ayı olarak düşünüyoruz. İlk olarak 100 tane basılacak hususi edisyon olarak. Daha sonra yine basımı gelecek fakat uzun bir ara olacak. Daha sonra diğer basımı ile piyasaya sürülmüş olacak. Eğer olabilirse ilk kitabın da ikinci baskısını Kürtçe-Türkçe yapacağız. Çevirmenlerle görüştüm. Hangisi daha çok içime sinerse, şiirlerimi ona çevirtmeyi düşünüyorum. Umarım uygun çevirmeni bulur ve ikinci baskıyı bu şekilde yaparız.


Ümit, bize bir de ilk kitabı ve ikinci kitabından mısralar okuyarak röportajı sonlandırdı.


(gk)