Kadının kültürü ile, eşitlikçi bir yaşam: Vakıflı Köyü

14:16

 


Nuran AKTAŞ / Zehra DOĞAN



ANTAKYA - Musa Dağı' nın eteklerine kurulan ve Türkiye' nin tek Ermeni köyü olan Vakıflı Köyü'nde, organik tarımla kooperatifçilik, medeniyetler korosu ile sanat, pansiyonculukla turizm kadınların oluşturduğu Kadın Kolları ile gerçekleştiriliyor. Ekolojik yaşam, kadın kültürü ekseninde gelişiyor. Bu durum, köydeki erkekler tarafından ise, büyük saygı uyandırıyor.



Kuruluşu 19.yy ortalarına dayanan Vakıflı Köyü, Antakya'ın Samandağ ilçesine bağlı olan bir Ermeni köyü. Musa Dağı eteklerine kurulan ve Akdeniz'e bakan köyde hane sayısı 30. Fransızlar tarafından 1918-1939 arasında yönetilen Türkiye’nin tek Ermeni köyü Vakıflı, Fransızların gidişinden beri göç veriyor. Ancak vakıflı köyü sakinleri, göçün ve ekonomik sıkıntıların önüne geçebilmek amacıyla, sosyal ve ekonomik bir hamle gerçekleştirerek organik tarıma el attı. Vakıflı Köyü sakinleri tamamen organik tarımla uğraşıyor. Öyle ki Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin (TMOK) düzenlediği Toplumsal ve Sportif Fair Play ödülünü aldı. Ödülün veriliş nedeni ise organik tarım yaparak narenciye ürünleriyle ülke ekonomisine 1 milyon Euro ihracat geliri sağlamalarıydı. Köyün turizmi de oldukça gelişmiş durumda. İstanbul’da ve Avrupa' da yaşayan yaklaşık 2 bin civarındaki Vakıflı'nın birçoğu, yaz tatili için köylerine geliyor. Bu da köydeki pansiyonların işletilmesi ve iç turizmin kattığı ekonomik gelir açısından köylüler için oldukça önem arz ediyor. Kadın kolları olan ve yaşamın her alanında ekolojik sürdürülebilirliği esas alan Vakıflı Köyü’ nü ziyaret ettik. Köy sakinleri, Ermeni kültüründe kadının yerinden, köy ekonomisinde kadının sunduğu katkılara kadar, ideal yaşam ölçülerini bizimle paylaştı. Bizi karşılamaya gelen Vakıflı Köyü’nün en yaşlı kadınlarından Araksi Sidarlı (80), “Köyümüz de ‘gelin alayı’ gelirken söylediğimiz bir Ermenice türkü vardı. Hala hala ninno.. türküsünü söylerdik. Şimdi size onu söylemek istiyorum” diyerek şarkısını söyledi. Ermeni kültürüne ve köylerine dair ziyaretimiz, bu güzel ezgiyle başladı.



 'Kadınlar, her zaman güçlü ve üretkendir'


Vakıflı Köyü' n de kadınların örgütlenmesine büyük önem verildiğini dile getiren Tarım Kooperatifi üyesi, Surp Asdvadzazin (Meryem Ana) Ermeni Kilisesi Görevlisi ve Kadın Kolları üyesi Elena Çapar (33), kadın örgütlenmesinin ilk adımını bir kermes açarak yaptıklarını ifade etti. Yapılan kermes sonunda beklemedikleri kadar maddi gelir elde ettiklerini dile getiren Elena, "Elimize güzel miktarda para geçti. Böylece bunu devam ettirdik. Maddi gücümüzün elimizde olması çok güzel bir duygu. Şimdi köye yardımda bulunmak bizi gururlandırıyor" dedi. Kadına yönelik baskıları kınadığını söyleyen Elena, kadınların ezilmemesinin, kendi hakları için mücadele etmelerine bağlı olduğunu belirtti. Tüm kadınların örgütlenmesi gerektiğine işaret eden Elena, "Örgütlenme olmadan başarı kaydetmek çok zordur. Kadının gücü yadsınamaz. Kadın her zaman güçlü ve üretkendir" şeklinde konuştu. Üniversitede Turizm ve Otelcilik bölümünü bitiren Carolin Kartun (20), Vakıflı Köyü’nde turizmi geliştirmek için çalıştığını belirtti. Köylerinde iki pansiyon açtıklarını dile getiren Carolin, “Bizi ziyarete gelenler oluyor. Burada kalmak istiyorlar. Bizde bunun için pansiyonlar yapmaya başladık. Dışarıdan destek almadan, köyümüzün Kadın Kollarının maddi desteği ile, kendi imkanlarımızla çalışıyoruz.
 


'Kadın, yeterince bilinçlenmeden evlenmemeli'



Kilisedeki kadınların aynı zamanda aktif kadın kolları üyesi olduğunu belirten Tarım Kooperatifi üyesi, Surp Asdvadzazin (Meryem Ana) Ermeni Kilisesi Görevlisi ve Kadın Kolları üyesi Kuhar Kartun (37), kadın kolları olarak kilise avlusunda bir reyon açtıklarını ifade etti. Kadınların, kooperatif bünyesinde özgün olarak örgütlendiğine işaret eden Kuhar, "Dinimizde kadınlar daha bir ön plandalar. Her konuda bizi ön planda tutuyorlar. Erkeklerimizin arkalarında değiliz. Fakat, önlerinde de değiliz. Bizim inancımızda kadınlar erkeğin yanındadır." dedi. Ermeni kültürüne göre erken yaşta evliliğin iyi karşılanmadığına dikkat çeken Kuhar, en erken evlilik yaşının 25 olduğunu söyledi. Kadının bilinçlenmeden evlenmemesi gerektiğini vurgulayan Kuhar, "Dini nikaha önem veririz. Resmi nikah olmalı. Fakat dini nikahlarımız da, olmazsa olmaz" dedi. Kilisenin kadınlara destek verdiğini dile getiren Kuhar, kilisenin avlusunda kadınlara tahsis edilen yerde ürünlerini satışa sunduklarını söyledi. Patenti kendilerine ait olan ve özel formüllerle üretilen ürünlerin tariflerini gizli tuttuklarını dile getiren Kuhar, "Ceviz reçeli, çeşitli likörler, mandalina şurubu, konsantre şuruplar, menengiç, defne sabunu, nar ekşilerimiz, kekik otundan soslar gibi çeşitli doğal ürünlerimiz bulunmaktadır. Bu ürünlerin formüllerinin patenti bize ait ve gizli tutuyoruz. Hiçbir katkı maddesi içermemektedirler. Böylece ekonomik özgürlüğümüzü de elde etmiş oluyoruz." dedi.



 ‘Doğaya saygılı tarımı esas alıyoruz’


 Vakıflı Köyü’ nün öne çıkan özelliklerinden biri, organik tarım da dünya kamuoyunca tanınıyor olması. Ekonomik olarak kalkınabilmek için kooperatif kurma kararı aldıklarını belirten Tarımsal Kooperatif Yetkilisi Bedros Kehyeoğlu, doğaya bakış açılarında ki kapsayıcılığın kendileri için ön açıcı olduğunu ifade etti. Kendilerinin ve halkın sağlığı için organik tarım yaptıklarının altını çizen Bedros, “Böylelikle hem doğayı, hem de sağlığı korumuş oluyoruz. Kesinlikle hormon kullanmıyoruz. Çiçek döllenmesinde arıyı kullanıyoruz. İlaçlarla bu işi halletmiyoruz.” dedi. Organik tarım geliştikçe konuyla ilgili çalışan kimyacıların zarara uğradığına dikkat çeken Bedros, “Birçok kez sabotaja maruz kaldık. Domateste ihracata başlamıştık. Televizyona çıkmıştık televizyona çıktığımız gün sabotaja uğradık. Piyasada domates 2 yüz TL iken, biz bin 700 TL’ ye domates satıyorduk. Fakat engel oldular. 50 ton domates ihracatımız vardı. Bu 85 bin TL yapıyordu. Sabotaja uğradığımızdan 85bin, 4 bin TL oluverdi. Büyük zarara uğradık.” şeklinde konuştu. Kooperatifçiliğin ana merkezin de kadının yer aldığını dile getiren Bedros, ‘ Biz Vakıflı Köyü erkekleri, kadına danışmadan iş yapmayız” dedi. Kadınlar doğaya ilişkin birçok şeyi, erkeklerden çok daha iyi bildiklerini söyleyen Bedros, bir işe başlamadan önce ilk olarak kadınların görüşünü almayı esas ilke haline geldiğini belirtti. Seralarında çalışan her kadının kendisine ait bir hissesi bulunduğuna işaret eden Bedros, “Hisse yöntemiyle, kadın hem çalışıyor, hem de iş sahibi oluyorlar. Kadın üyelerimizin çok olması birlikteliğin göstergesidir. Çünkü kadına değer vermezsen kendine değer veremezsin” dedi. Tüm köylerin ekonomik sorunlarını çözmenin yolunun kooperatifçilikten geçtiğini dile getiren Bedros, "Köylüler, hemen kooperatifçiliğe başvursunlar. Çünkü büyüyen holdinglerde, yok olup gider. Kendi arazilerini verip, işçi olarak çalışırlar. Kooperatif kurdukları takdirde ise, giderek güçlenirler" dedi. Hayatta kalmanın ancak kooperatifçilikle mümkün olduğunu ifade eden Bedros, köylülerin kolektif yaşam tarzını esas almaları gerektiğini belirtti.



Vakıflı Köyü’nün bağlı olduğu Samandağ İlçesi’nde liseye giden Lori Kartun (16), hedefinin okulu bitirdikten sonra Ziraat Fakültesine gitmek olduğunu ifade etti. Köylerinin organik tarımda büyük başarılar elde ettiğini söyleyen Lori, “Köyümüz tarımla uğraşıyor. Organik tarımda çok ilerdeyiz. Ben de köyüme bir katkıda bulunmak ve sürekliliğin sağlanması için burada kalmak istiyorum. Bu yüzden Ziraat Mühendisi olmak istiyorum” dedi.



'Hayatta, kadınlarla yan yana durabilmek çok güzel'



Köylerindeki kadınların örgütlü olmasından dolayı mutlu olduğunu dile getiren Vakıflı Köyü Muhtarı Berch Kartun (48), köydeki erkeklerin, kadın kolları oluşumunu desteklediklerini belirtti. Kadınların, örgütlenmelerinin ilk yılında Köy pansiyonunun yapımında kendilerine maddi destekte bulunduklarına dikkat çeken Berch, "Köy pansiyonunun yapımında maddi destek sundular. Bu bize büyük bir sürpriz olmuştu. Onları kutluyoruz." dedi. Kadınların yaşamda onlarla yan yana olmasının önemine değinen Berch, şunları ifade etti:



 "Kadınların örgütlenmesine sıcak bakıyoruz. Çünkü birbirlerine daha çok kenetlenmiş durumdalar. Bu durum çok hoşumuza gidiyor. Kendi ayakları üzerinde durabilmeleri bizi sevindiriyor. Biz erkeklere hem maddi, hem de manevi destekte bulunuyorlar. Hayatta yan yana durabilmek hoşumuza gidiyor. Onları sonuna kadar destekliyoruz. Köyümüze katkıda bulunuyorlar. Böylelikle kendilerine öz güvenleri oluşuyor. Birçok konuda biz erkeklerden daha iyi durumdalar."



 Sağlık sorunlarında ilk başvuru adresi ‘doğa’


Organik tarımla, kimyasal hiçbir gübre kullanmadan sisteme alternatif üretim gerçekleştirdiklerini dile getiren Tarım Kooperatifi üyesi ve Kadın Kolları üyesi Serpil Kartun, “Yaptığımız tarımsal üretimin yanı sıra, kadın kolları olarak, evlerimizde turunç reçeli, ceviz reçeli, kayısı reçeli, vişne likörü, ahududu likörü, böğürtlen likörü, portakal likörü yapıyoruz. Zeytinyağı ve defne yağından sabun yapıyoruz. Ev yapımı şaraplarımız var. Son derece çok hijyenik bir ortamda bunları paketledikten sonra satışa sunuyoruz” dedi. Köyde yaşayan kadınların doğa ile ayrı bir bağı olduğunun altını çizen Serpil, hastalıkları iyileştirmek için bitkilere başvurduklarını ifade etti. Yaşanan hastalıkları tedavi etmede, yaşlıların kendilerine anlattıkları yöntemleri uyguladıklarını söyleyen Serpil, şunları kaydetti:
 “Eklem burkulmalarında, kendi üretimlerimiz olan defne sabununu rendeleyip, içine yumurta koyup, burkulan yerin üzerine sarıyoruz. Bu zamanla burkulmayı iyileştiriyor. Ayrıca doğal bitki çaylarımız var. Dağ çayı ve karanuf’ u, nezle olduğumuz zaman içiyoruz. Ada çayımız var. Yenidünya ve limon çiçeğini kaynatıp içeriz. Yaşlılarımızın kullandığı tedavi yöntemleri bunlar. Bizde uyguluyoruz.”



 ‘İki bedene bir beyin değil, her bedende bir beyin olmalı’


Kadın Kolları ve Kooperatif Üyesi olan ve Medeniyetler Cemiyeti Korosu’nda yer alan Eda Kısador(35), kadınların köy yaşamında aktif olarak çalıştığını belirtti. Yaşama aktif katılımlarının kendi aralarındaki örgütlenme ile mümkün olduğunu dile getiren Eda, “Bu bizim için bu günün başarısı değil, kendi kültürel güzelliğimizdir. Bir şeyi yer ve bitirirsin. Bir şeyi kırar ve yok edersin. Fakat kültürel mirası devam ettirmek o kadar güzel ki, farkına varmadan bilgilenmişiz, farkına varmadan bilgilendiriyoruz. Köyümüzün en güzel yanı budur. İki bedene bir beyin değil, her bedene bir beyin oluyoruz. Geçmişten gelen bir güzellik“ dedi. Kadın kollarının ve kooperatifin örgütlendirildiği köyde birçok turist ağırladıklarını belirten Eda, turistlere aynı zamanda tarımsal ürünlerini ve kültürlerini de tanıttıklarını ifade etti. Turizmi geliştirebilmek için eskiyen pansiyonlarını onarıp, kullanıma açtıklarını dile getiren Eda, ayakta kalabilmenin yolunun ancak üretmekle mümkün olduğunu belirtti. Sanatsal çalışmalara da yer verdiklerini söyleyen Eda, “Her yerde ezgilerimizi söylüyoruz. Böylelikle kültürümüzü tanıtıyoruz. Enstrümanlarla yaşamayı çok seviyoruz” şeklinde konuştu.
 Köylerinde kadının örgütlenmesi ile birlikte her şeyin değiştiğine dikkat çeken Eda, şunları söyledi:
 “Bundan beş yıl önce bir kermes yapmıştık ve her kadın bildiği bir ürünü yapıp gelip satmıştık. Kermesten sonra elimize 2 bin TL geçmişti. Kooperatifin hibe ettiği ev onarımına destekte bulunduk. Yüz elli TL paramız arttı. Artan parayla fide aldık. Bu fidelere her çocuğun adını yazdık. Adını yazdığımız çocuğu, o fidenin bakımından sorumlu tuttuk. Çocuklar görevlerini sahiplenip, fideleri büyüttü. Şu an yol kenarında görmüş olduğunuz güzel ağaçlar, işte kadınların getirdiği güzelliktir.”


 ‘Kentler, kadınlar için tekin yerler değil’


Kentlerin kadınlar için ‘tekin’ yerler olmadığını ifade eden Eda, köylerin kadın kültürünün yaşanması için çok daha ideal merkezler olduğunu söyledi. Köyde ahlaken ‘ayıp’ olan hırsızlık, taciz gibi olayların yaşanmadığına işaret eden Eda, “ Bizler köylerimizde kardeş gibi yaşarız. Annemin ‘Aman kızım sen kadınsın, hareketlerine dikkat et. Oraya gitme, bunu yapma’ dediğini hiç duymadım.  Bu Ermeni kültürünün verdiği bir güzelliktir. Köyde yaşamayı şehirde yaşamaktan daha çok seviyorum. Gece yarılarına kadar kahvede oturabiliyoruz. Çocuklarımız geç saatlere kadar dışarıda gezebiliyor. Hiç kimse çocuğuna ‘Artık geç oldu, eve gel’ demez. Ben köyümün şu güzel kokusunu dünyaya değişmem. Herhangi bir cinsel saldırıya uğramıyorum. Şiddete maruz kalmıyorum. Çok mutluyum” dedi. Vakıflı Köyü’nde hem kendi bayramlarını, hem de komşu köylerde ki Müslüman bayramlarının kutlandığına dikkat çeken Eda, “Hem kendi bayramımızı yaşarız, hem de komşu köyde Müslüman arkadaşlarımızın bayramlarında güzel giyinip bayram ziyaretine gideriz. Onların bayramları da bizim için özel ve güzeldir” şeklinde konuştu. 



Bir kadın haber ajansı aracılığı ile Vakıflı Köyü’nden, tüm erkeklere seslenmek istediğini söyleyen Eda Kısador, şunları kaydetti:
“Öncelikle erkeklere bir mesajım var. Kadınları arkanızda değil, yanınızda bulundurun. Neden arkanızdan gelsin ki? Zaman değişti. Beden gücüne değil, beyin gücüne ihtiyaç vardır. Eskiden beden gücüne ihtiyaç duyulurdu. Çiftçilik beden gücüyle yapılırdı. Artık öyle değil. Bir kadın da isterse oturduğu yerden dünyayı yönetebilir. Beyin olarak çoğalalım ki, gerçekten ilerleyebilelim.  Kadının ilerlemesine neden fırsat verilmiyor? O kadın değil midir erkeği doğuran? Şimdi kadına hâkimiyeti sağlayan o erkeği doğuran, yine kadın olmamış mı?  O kadın değil midir can veren, tanrıdan sonra ikinci bir can veren? Tanrı, doğa ve kadını gerçekten bir harika yaratmış. Neyi kimi küçümsüyorlar? Kimi arkalarına alıyorlar?  Düşüne biliyor musunuz? Kadındır her şeyin başı. Ailenin demiri kadındır. Nazım Hikmet’ in dediği gibi, aslında kadın elimiz, kolumuz, bacağımız, anamız, kızımız, bacımız her şeyimizdir… ki mutluluğu yakalasınlar. Bizim kültürümüzde de bu böyledir. Doğanın gücüne her zaman inanırım. Doğa, erkeğe çok güzel bir özellik vermiş. Ona fiziksel güç vermiş. Ama bunu üstünlük olarak görmüyorum. Ayrı ayrı güzellik diyorum. Neden herkes kendi özelliklerini güzel bir biçimde yaşamıyor? Geçen gün kadınlar gününde içimden gelip yazdığım bir şiiri sizinle paylaşmak istiyorum.



Ben bir ilaç biliyorum çok iyi,ama doktorların reçeteye yazamadığı.
Ben bir ilaç biliyorum çok etkili ama eczacıların raflarda satamadığı,
Ben bir ilaç biliyorum, miyadı hiç geçmeyen,
Yemekten önce mi sonra mı fark etmez her zaman içilebilen .
Hani çocuğumuz koşar,  düşer, dizi yaralanır,
Döner  gelir, anne der dizim ağlıyor ağlaya ağlaya,
İçimizi çekeriz çocuğumuz  yaklaştığı zaman acısını almak için.
Sonra kucaklar sararız onu, sonra saçlarını okşarız öperiz,
İçimizdeki sihirli ilacı akıtmak için.
Dizine iner geçti der, koşmaya devam eder.
İşte kadın, biliyor musun sen bir ilaçsın dahası var mı?”


Ermeni ezgileri ile uğurlama



Halkların ortak yaşaması için dualar eden Vakıflı’nın Panos Dayısı (Çapar), köyden ayrılacağımız dakikalarda güler yüzüyle karşıladı bizi. Köyün tarihinden bilgiler veren 80 yaşındaki Panos dayı, “Organik tarım, bizim zamanımızda 1950’ye kadar da vardı. Her şey çok doğal, bol ve kazançlıydı. Ama şimdi öyle değil. Organikte çok zarar ediyoruz. Ürünlerimiz doğal olduğu için çok geç yetişiyor. kimyasal gübre kullananlar hem erken, hem de bol ürün alıyor. Bu da bizim emeğimize haksızlık oluyor. Ama ne olursa olsun doğaya zarar vererek üretim yapmayı düşünmeyiz. Düşünemeyiz” dedi. Vakıflı Köyü’nde kadının özgün bir yeri olduğuna işaret eden Panos Dayı, “Kadınlar bizim için her zaman çok değerlidirler. Köyün kadınları, erkeklerden daha becerikli, daha akıllıdırlar. Çok daha üretkendir ve başarılıdırlar” dedi. Konuşmasının ardından enstrümanını eline alan Panos Dayı, güçlü nefesi ile ses verdiği ermeni ezgileri eşliğinde uğurladı bizi.


Fotoğraf: Nuran AKTAŞ
Kamera: Zehra DOĞAN


JINHA
(na-zd/hp)