'Gurbetelli Ersöz’den Jin Haber Ajansına…'
10:08
JINHA
AMED – Sabahat Altun Çelik, şu anda 46 Kürt gazetecinin cezaevinde tutuklu bulunduğunu işaret ederek, 22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü’nde tutuklu gazetecilerin yargılanması bilinçlidir dedi. Özgür Gündem gazetesinin ilk genel yayın yönetmeninin Gurbetelli Ersöz olduğunu da hatırlatan Sabahat, “Gurbetelli Ersöz'ün gazetecilik mirasını devralan kadınlar, bugüne kadar tüm basın alanımızda yöneticilik, genel yayın yönetmeni, yazı işleri müdürü, kurucu üye ve muhabirliğe kadar bulunan kademelerde ayakları üzerinde duran ve yaratan bir durumdadır” dedi.
Kürt Gazeteciler Günü, 22 Nisan 1898’de Mısır’ın başkenti Kahire’de çıkarılan ilk Kürtçe gazete olan Kürdistan ile anlam buluyor. Başlangıcından bu yana çetrefilli yollardan geçen Kürt basınının ilk göz ağrısı olan Kürdistan gazetesi, devlet baskısı nedeniyle sürekli olarak Mısır-İsveç-İngiltere üçleminde yayın hayatına devam etmek zorunda bırakılıyor. Ardından Kürt Teadül ve Terakki ve Şark gazetesi kuruluyor. Sürgünde yayınlanan bu gazeteler 5, 10 ya da 20 sayı çıkarıldıktan sonra, gazetelerin yazarları, sorumluları, muhabirleri, haber kaynakları ya tutuklanıyorlar ya da gazetelere kapatmalar geliyor. Tekrar yayın yapma olasılığı kalmayınca farklı ülkelerde gazeteciliği devam ettiriyorlar.
1898’den bu güne soluksuz devam eden mücadele
Kendilerine yönelik baskılardan korkmayan Kürtler, engellemelere rağmen basın alanında var olma mücadelesini vermeye devam ediyor. Uzun bir aradan sonra 1990 yılında Özgür Bakış isimli haftalık gazete çıkıyor. Fakat ilk sayısından itibaren sansür ve toplatılma kararı çıkıyor. Ardından yeni ülke gazetesi haftalık olarak yaklaşık bir buçuk yıl yayınlanıyor. 1992 yılına kadar muhabirlerin dahi şiddet görmesi, kamera ve fotoğraf makinelerinin kırılması ile devam eden süreç, Özgür Gündem gazetesinin günlük olarak çıkmasıyla özgür basın geleneği yolunda ilerliyor. ANAP, DYP ve SP koalisyonu döneminde Özgür Gündem bombalanıyor. Gazeteci Ersin Yıldız’ın yaşamını yitirdiği patlamada 27 gazeteci de ağır yaralanıyor. Aynı dönem, gazetenin Diyarbakır ve Batman büroları da bombalanıyor. Tüm bu bombalatma, sansür ve beyaz çıkan sayfalara rağmen Yeni Politika, Güncel ve Demokrasi adıyla gazeteler çıkmaya devam ediyor. Özgür Gündem gazetesi yazarlarından Cengiz Altun, Hafiz Akdemir, Yahya Oran, Ferhat Tepe, Seyfettin Tepe ve Kemal Kılıç gibi birçok basın emekçisi ya haber başında ya da haberden dönerken katlediliyor.
‘Herkes gönüllü muhabir’
Bugün özgür basın geleneğinde gelinen noktada günlük ve haftalık Kürtçe, Türkçe, Soranca, Kırmancki ve Hewramani dilinde yayın yapan gazete, televizyon ve haber ajanslarının sayısı artmaya başladı. Almanya’da kurulan Dem ve Mezopotamya Haber Ajansı da, Alman Hükümeti tarafından Türkiye’nin çektiği notalar sonucu kapatılıyor. Ancak Kürt gazeteciler vazgeçmeyip sırasıyla Med TV, Medya TV ve Roj TV’yi kuruyor. Bugün kapatmalara ya da ekonomik iflâsa getirilmelerine rağmen özgür basın, Nûçe TV, Stêrk TV, Ronahî TV, Newroz TV ve Mmc ile yerelde kurulan birçok televizyon ağıyla Dicle Haber Ajansı (DİHA), Jin Haber Ajansı (JINHA), Fırat Haber Ajansı (ANF) ve dergiler ile gerçekliğin verdiği güçle şu anda dev bir medya sektörü haline geldi. Halk mücadelelerinin etkisi, mücadelelerin getirdiği kazanımlar, bu basın organlarıyla daha net görülebiliyor. Yakın geçmişte meydana gelen Roboski Katliamı’nın özgür basında yer almasıyla dünyada yankı uyandırdığı biliniyor. Bu da medya sektörünün geliştirmiş olduğu bir gerçekliğin sonucudur. Çünkü haber ağı ve kaynaklar genişliyor ve toplumun her kesimi artık birer muhabir olmuş durumda. Kürt basını, kendi halkının yaşadığı eziyetten, katliamlardan nasibini alıyor. Tüm bunlara rağmen Kürt basının geldiği noktanın çok önemli bir düzey olduğu barizdir.
Kürt gazeteciler yargılanıyor
1990 yılından beri basın emekçisi olarak özgür basın geleneğinin devamcısı olan Dicle Haber Ajansı çalışanı Sabahat Altun Çelik, görevlerinin, ülkede yaşanan gerçekleri halk adına ortaya çıkarmak olduğunu dile getirdi. Kürt gazeteciliğinde devlet baskısının hiçbir zaman eksik olmadığına dikkat çeken Sabahat, şu anda 46 Kürt gazetecinin cezaevinde tutuklu bulunduğunu belirterek basın alanı üzerindeki baskılara işaret etti. Ayrıca 22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü’nde tutuklu gazetecilerin yargılanacağına da değinen Sabahat, “Davanın 22 Nisan’a denk getirilmesi de bilinçlidir. Tüm bunlara rağmen cezaevlerinde olan arkadaşlarımız gazetecilik yapmaya devam ediyor. Oradaki insanların yaşam öykülerini haberleştiriyorlar. Bu iktidar güçleri açısından kabul edilebilir bir durum değildir, halk boyutuyla baktığımız zamanda olması gereken bir boyuttur” şeklinde konuştu.
‘Gurbetetlli Ersöz’den Jin Haber Ajansına’
Sabahat, Kürt gazeteciliğinin çok çetrefilli dönemlerden geçmesine rağmen gerçeği halkına duyurmaktan, karanlığın perdesini yırtmaktan vazgeçmeyeceğine vurgu yaptı.
Ulusal Kürt Mücadelesinde Kürt kadınının, mücadelenin öznesi olarak kendisini çok geliştirdiğini kaydeden Sabahat Altun Çelik, basın alanında da kadının ilerleme gösterdiğine ve yerinde saymadığına dikkat çekti. Özgür Gündem gazetesinin ilk genel yayın yönetmeninin Gurbetelli Ersöz olduğunu da hatırlatan Sabahat, “Gurbetelli Ersöz'ün gazetecilik mirasını devralan kadınlar, bugüne kadar tüm basın alanımızda yöneticilik, genel yayın yönetmeni, yazı işleri müdürü, kurucu üye ve muhabirliğe kadar bulunan kademelerde ayakları üzerinde duran ve yaratan bir durumdadır” dedi. Kadın dergileri, kadın gazetesi ve kadın ajansının da bu miras üzerine kurulduğunu belirten Sabahat, Jin Haber Ajansı’nın da aynı mirasın devamcısı olduğunu dile getirdi.
Kürt kadın gazeteciler kadınların sesi oldu
Mevcut iktidarın eril zihniyetle hareket etiğini söyleyen Sabahat, kadının dört duvar arasından çıkmaması, ‘çocuğa bakması, erkeğinin kadını olması, evinin çiçeği olmaktan’ çıkmasının iktidarın işine gelecek bir durum olmadığını ifade etti. Sabahat, Kadının evden çıkarak sosyalleştiğini, toplumu, yaşananları, gerçekleri, haklı ve haksızı gördüğünün altını çizdi. “İktidarlar, sorgulayan toplumları sevmezler” diyen Sabahat, üretimin de sorgulama ile beraber geliştiğini ve iktidarların çıkarlarının bu noktada zedelendiğini belirtti. İktidarın amacının, Kürt gazeteciliğine duyulan ilgi ve özentiyi yok ederek kadının kendi ayakları üzerinde duruşunu engellemek olduğunu kaydeden Sabahat, şöyle konuştu:
“Başbakan çıkıp diyor ki; kadınlar üç çocuk yapsınlar. Bir çocuk toplumun en değerli, en tatlı şeyidir. Fakat aynı zamanda en yorucu en emek sarf edici noktadır. Kadının yatak odasına girmeye kadar cüret edebiliyor. Öte taraftan baktığımızda ‘Türkiye’de aslında işsizlik yoktur’ anlayışını getiriyor. Neden diye sorguladığın zaman ise; aslında kadınlar aslî görevlerine döner, evlerinde çoluk çocuğuna bakarsa istihdam artacak gibi bir anlayış çıkıyor. Kadınlara, istihdamı kırmış gibi bir anlayışla bakıyor. Yaşamın diğer alanları da aynıdır. Sağlık, eğitim, serbest kıyafet… İktidarın bu yaklaşımlarına rağmen, Kürt kadın gazeteciliği bütün bunları bertaraf ediyor. Bunları açığa çıkarıyor. Bu haberler doğal olarak çıktığı zaman televizyonlarda, radyolarda işleniyor. Artık toplumda eski toplum değil. Çünkü habere ulaşabilirlik olanağı çok daha fazla artmış durumdadır. Dolayısıyla da bu pozisyonda olan Kürt kadını öncü bir pozisyonu ve öznelliğiyle iktidarın işine gelmez. Pozantı ve Şakran haberini yaptığı için her iki Kürt kadın gazeteci şu anda cezaevindedir. Bu, iktidar zihniyetinin açık bir göstergesidir.
‘Gerçeklerden asla taviz vermez…’
DİHA olarak “Baskıyı sömürüyü reddeden halkların, toplumların yararına olan gerçeklerden asla taviz vermez” sloganıyla devam eden bir gazetecilik anlayışının varlığına dikkat çeken Sabahat Altun, DİHA olarak gönüllü muhabirlik ve profesyonel çalışanlar üzerinden bir haber ağı oluşturduklarını dile getirdi. Sürekli ve sürece göre kendisini yenileyen, ilkeli, özgür basın geleneğinin devamcısı niteliğinde bir çalışma tarzı izlediklerini belirten Sabahat, haberlerinde kadının özgünlüğüne öncelik verdiklerine dikkat çekti.
‘Zorlu engeller aşılarak bugünlere gelindi’
Yaklaşık 2006 yılından beri Fırat Dağıtım’da gazete dağıttığını söyleyen Emine Kuta, kadının dağıtım alanında görev yapmasının, toplumda da kadının özgürleşmesi yönünde bir canlılık yaratacağı inancıyla bu alanda yer edindiğini ifade etti. Basın alanının zorlu engelleri aşarak bugün değer biçilesi bir noktaya geldiğini dile getiren Emine, “Kürt gazeteciliği, bugüne gelene kadar onlarca bedel ödedi. Gazeteciler gözaltında kaybedip katledildiler. Ape Musa’nın küçük generalleri dağıtım süreçlerinde, gazeteleri elbiselerin içinde saklayarak, simit satarak 1990’lı yılarda dağıtımlarını gerçekleştirdiler. Devlet ile Hizbullah’ın Kürt çocukları üzerinde uyguladıkları baskılara rağmen Apê Musa’nın küçük kahramanları dağıtımlarına tüm baskılara rağmen devam etti” dedi.
“Küçük kahramanların” bıraktıkları mirası devam ettirme mücadelesi verdiklerine değinen Emine, “Barış süreci” olarak adlandırılan bir süreçte gazetecilerin hala yargılanmasının kabul edilebilir bir yaklaşım olmadığına vurgu yaptı. Emine, “En son Mardin’de dağıtımcı olan 3 aylık hamile bir kadın arkadaşımız 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde gözaltına alarak bebeğini kaybediyor. Kürt basının üzerindeki baskıları düşündüğümüz zaman, başlatılan barış sürecinin çok da yeterli olmadığını görebiliyoruz” sözlerinin ardından tutuklu bulunan gazetecilerin Kürt Gazeteciler Günü’nü kutladı.
(mt-dc-gk/la)

