Sebahat Tuncel: Abdullah Öcalan, demokratik modernite inşa etme çağrısında bulundu

11:01

JINHA


HABER MERKEZİ – BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, “Kürt sorunun çözümü konusunda söyleyecek sözü olan ve yıllardır demokrasi ve özgürlük mücadelesinin en ön saflarında yer alan kadınların sürece katılımı, demokratik barış çözümünün gelişebilmesi açısından hayati bir konudur” dedi.


BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in değerlendirmeleri şöyle:


“Türkiye Kürdistan’ında da tarihi gelişmeler yaşanmaktadır. 30 yıldır Türkiye devletiyle PKK arasında yaşanan devletin ‘terör’ dediği, kimisinin düşük yoğunluklu savaş, kimisinin çatışma dediği adı konulmamış savaşın barışla çözülebileceğinin olanaklarının ortaya çıktığı bir dönemi yaşıyoruz. Barış geldi savaş bitecek demek için henüz çok erken olsa da Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümü için oldukça önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Yıllardır Türkiye  güvenlikçi politikalarla  bastırmaya çalıştığı isyanın bastırmak bir yana her geçen gün daha da kitleselleşerek büyümesi hükümetin bu politikalarını gözden geçirmeye yöneltmiştir. Kürt halkı 30 yıldır kesintisiz sürdürdüğü özgürlük mücadelesi Türkye devletinin inkar, imha ve asimilasyon politikalarını boşa çıkarmıştır. Gelinen aşamada Ortadoğu denkleminde Kürtler,  Ortadoğu dengelerini sarsabilecek bir güce ve etkinliğe kavuşmuştur. Bugün bu gerçeklik hem ulusal hem de uluslararası alanda daha net olarak görülmektedir. Bundan sora Kürt sorununun nasıl sonuçlanacağını yine Kürt halkının örgütlü mücadelesi olacaktır.


‘Aktif rolü kadınlar alacak’


Kürt sorunun çözümü konusunda söyleyecek sözü olan ve yıllardır demokrasi ve özgürlük mücadelesinin en ön saflarında yer alan kadınların sürece katılımı, demokratik barış çözümünün gelişebilmesi açısından hayati bir konudur. 30 yıldır süren savaşın en ağır koşullarını kadınlar ve çocuklar yaşamıştır, yaşamaktadır. O nedenle müzakerelerin başlatıldığı bu dönemde kadınların sürece katılımı sadece savaş sürecinde yaşananlar, savaşın ortaya çıkardığı travmaların, yaraların sarılması  açısından değil geleceğimizin şekillenmesi açısından da oldukça önemlidir. Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) olarak bir yandan halkımızın eşitlik, ve özgürlük mücadelesinde en aktif ve örgütlü bir şekilde mücadele ederken, diğer yandan da erkek egemen sisteme karşı kadın özgürlük mücadelesi ile kadın erkek eşitliğinin sağlanması için mücadele etmekteyiz. Yani Kadınlar olarak karşılaştığımız her türlü ayrımcılığa şiddete, eşitsizliklere karşı mücadelemiz, yaşanan savaş koşullarında katmerleşmektedir. Savaş kadınların daha da yoksullaşmasına, kadına yönelik şiddetin artmasına, eşitsizliğin derinleşmesine neden olmaktadır. O nedenle kadınlar olarak barış mücadelesi bizim açımızdan çok daha hayati bir konumdadır. Kürt sorunun barışçıl çözüm tartışmaları bizim açımızdan uzaktan seyredebileceğimiz bir süreç değildir.  DÖKH ün ve Türkiye kadın hareketinden kadınların bu süreçte aktif görev üstlenmeleri bu nedenle de çok önemli bir konudur.


Türkiye’de Kürt sorunun çözümünde ortaya olumlu havanın gerçek anlamda barışa ve çözüme kavuşması için kadınlar başta olmak üzere tüm toplumsal kesimlerin görev ve sorumluluk üstlenmesi kaçınılmazdır.  Kuşkusuz bu sürecin gelişmesinde en büyük pay sahibi Kürt halk önderi Sayın Öcalan’dır.


‘Demokratik barışçıl çözüm artık kaçınılmazdır’


Bugün çokça tartışılan demokratik barış çözümü sürecinin öncesinde yaşananlara baktığımızda her iki taraf açısından da bu sürecin başarıya ulaşması açısından bir ön kabul olduğunu görmek mümkün. Şöyle ki,  2008 yılında sayın Abdullah Öcalan ve devlet ile yapılan görüşmeler, (kamuoyunda ‘Oslo süreci’  olarak bilinen süreç) sonrasında ortaya  çıkan yol haritası ve protokoller AKP hükümeti tarafından reddedildi. AKP bir kez daha geleneksel güvenlikçi politikalarla sonuç alacağını düşünerek görüşmeleri kesti ve 2009 yılı 14 Nisan’da Kürt demokratik siyaseti üzerinde akıl almaz bir zulüm politikasını hayata geçirdi. KCK adı altında on binlerce  BDP’li  siyasetçi mahkemeler aracılığıyla siyasi soykırıma tabi tutuldu.  Bu soykırım operasyonlarının hedeflerinden birisi de örgütlü kadın mücadelesi oldu. Yüzlerce kadın bu operasyonlarda tutuklandı. KCK operasyonunda zindanları dolduran AKP hükümetinin bu politikası zindanlardaki siyasi tutuklu ve hükümlülerin ‘Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın sağlık güvenlik ve özgürlük koşullarının yaratılarak Kürt sorunun çözümü için müzakerelerin başlatılması ve anadilde savunma başta olmak üzere Kürtçe üzerindeki yasakların kalkması’ talebiyle  12 Eylül 2012 tarihinde başlattıkları  ve 68. gününde Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla son bulan süresiz dönüşümsüz açlık grevi direnişi  hem Kürdistan da hem de Türkiye de çok geniş bir yankı bulmuş,  aydın, yazar, sanatçı akademisyen… v.b çok geniş kesimlerce sahiplenilerek AKP hükümetinin uyguladığı topyekun saldırı politikası boşa çıkarılmıştır.  Ortaya çıkan bu durum barış ve çözüm taleplerinin toplumsallaşması açısından bir dönemeci ifade etmektedir.   Tüm bu yaşanan sürecin kendisi bugün demokratik barışçıl çözümün artık kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.


Halkların özgürlük baharı


3 Ocak 2012 tarihinde BDP’li iki milletvekilimizin İmralı adasına gidip Sayın Abdullah  Öcalan’la görüşmesi, Kürt sorunun çözümü açısından yeni bir aşamayı ifade etmektedir.  Daha sonra oluşan ikinci bir heyetin İmralı adasına giderek sayın Abdullah Öcalan’la toplantılar gerçekleştirildi. Bu görüşme ile Sayın Öcalan ile devlet arasında 2009 yılında sekteye uğrayan diyalog sürecin yeniden başladığı ve bu diyaloğun müzakere dönüşme olanakları ortaya çıkmıştır.  Bu müzakereler sonucunda sayın Abdullah Öcalan, 21 Mart 2013 tarihi Amed  Newroz bayramında alanı dolduran 2 milyona yakın insan ve televizyonları başında Newroz kutlamalarını canlı izleyen milyonların şahitliğinde ‘silahlı direniş sürecinden demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor’ diyerek yeni bir dönemin müjdesini vermiştir. Sayın Öcalan Newroz’da okunan mesajıyla  Ortadoğu ve Orta Asya halklarına seslenerek halkların özgürlük baharını birlikte inşa etme çağrısı yapmış, ve kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite inşa etme mücadelesine tüm ezilen halklara sınıf ve kültür temsilcilerine işçi sınıfından, kadınlara inanç gruplarından ekoloji mücadelesi yürütenlere bu sistemde yok sayılan herkese ortak mücadele çağrısında bulunmuş ve yeni mücadele zemininin fikir, ideoloji ve demokratik siyaset olduğunun altını içerek büyük bir demokratik hamle başlatmıştır. Bu hamlenin başarıya ulaşması halkın bu sürece örgütlü katılımı ile mümkün olacaktır. Kadınlar ve geçler demokratik siyasete öncülük yapma sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Bunun için öncelikle kapitalist moderniteye karşı güçlü bir ideolojik ve zihinsel mücadele yürüterek, özlemini duyduğumuz demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü paradigmanın yaşam bulması için mahallelerden, köylere kadar yaygın bir çalışma yürütmek ve süreci halkla birlikte tartışarak halkın bu sürece katılımı sağlamak durumundayız.


‘CHP, yasüreçte olumlu bir rol üstlenecek yada tarihin çöp sepetinde kendisine yer ayarlayacak’


Barış ve çözümden yana olmayan kesimler bu süreçten rahatsız olduğu bir gerçektir. İmralı adasında 3 Ocak’ta yapılan görüşmenin hemen ardında Paris’te 3 devrimci kadının hunharca katledilmesi bu süreci sabote etmeye yönelik olduğu ortadadır. Üzerinden yaklaşık 4 ay geçmiş olmasına rağmen bu katliam hala aydınlatılmış değildir. Fransa ve Türkiye hala zan altındadır. Ve katliam aydınlatılmadığı sürece de katliamın sorumlusu bu iki devlet olacaktır.  sadece uluslararası düzlemde değil Türkiye’de de sorunun çözümünden rahatsız olan kesimlerin olduğu sır değildir.  Ana muhalefet partisi CHP ve MHP sorunun çözümü için başlatılan bu sürece karşı olduklarını her fırsatta dile getirmektedirler. MHP sadece rahatsızlığını dile getirmekle kalmayıp sokakta gerginlik yaratmaktadır. Özellikle üniversitelerde Kürt öğrencilere karşı faşist saldırıların örgütlenmektedir. MHP’nin Bursa mitinginde ‘vur de vuralım öl de ölelim’ sloganına Devlet Bahçeli’nin “onun da sırası gelecek” cevabı MHP’nin süreci engellemek için her türlü provakasyona zemin sunacağının habercisidir. Bu süreçte en vahim durumda olan CHP’dir. Sosyal demokrat iddiasında olan CHP nin,  Kürt sorunu gibi köklü bir sorunun çözümünden yana herhangi bir proje üretmeyi bir yana bırakalım,  başlatılan süreci engellemek için özel bir çaba içerisinde olduğu gözlemlenmektedir. Biz barıştan yanayız, ilk Kürt raporunu biz hazırladık gibi söylemlerde bulunsalar da Anayasa uzlaşma komisyonuna sundukları öneri ile kırmızı çizgilerini hatırlatarak, yine mecliste bu süreci izlemek için kurulan araştırma komisyonu görüşmelerinde benzer konulu kendi araştırma önergelerini geri çekerek ve kurulacak komisyna üye vermeyeceklerini açıklayarak çözümsüzlükte ısrar etmektedirler. Kürt halkının hak ve özgürlük taleplerine karşı kalın kırmızı çizgiler çizen CHP’nin üst yönetiminin aksine tabanı sorunun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesinden yana tavır almaktadır. Görünen o ki ya CHP tabanının sesine kulak verip bu tarihi süreçte olumlu bir rol üstlenecek yada tarihin çöp sepetinde kendisine bir yer ayarlayacak. Şu anki politikaları ile çöp sepeti daha yakın görünmektedir.


Sonuç olarak,  Ortadoğu’da yaşanan değişim sürecinden Ortadoğu halklarının geleceği şekilleniyor. Bu şekillenişte kadınlarda yerini almak durumundadır. Biz kadınlar biliyoruz ki içerisinde olmadığımız süreçlerden dışlanmaktadır. Kadınların mücadelesiyle şekillenen bir Ortadoğu’nun, daha yaşanılır, eşit, adil ve özgür bir toplumun gelişmesi için olmazsa olmazdır. Türkiye’de yaşayan 20 milyona yakın Kürdün hak ve özgürlük taleplerini ve 30 yıldır kesintisiz sürdürdüğü eşitlik ve özgürlük mücadelesinin ortaya çıkardığı örgütlü halk gerçeğini yok sayan Türkiye’nin Ortadoğu’da yaşanan değişim sürecinden oluşan yeni dengeler içinde yer alması düşünülemez. Hele yanı başında Suriye’de yaşanan gelişmeler ve Rojava’da Kürt halkının geliştirdiği devrimi yok saymak, Türkiye’yi büyük felaketlerin eşiğine götürecektir.


‘Siyasi soykırım operasyonlarında rehin tutulan Kürt serbest bırakılmalı’


Siyasi soykırım operasyonlarında rehin tutulan Kürt siyasetçilerin, gazetecierin, avukatların, sendikacıların serbest bırakılması, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması sürecin sağlıklı işlemesi açısından son derece hayatidir. Bunun içinde bu süreci AKP nin insafına bırakamayız. Bu sürecin halklarımızın, kadınların ve demokrasi güçlerinin lehine dönüşmesi bu sürecinin öncülüğünü de bizim yürütmemizi zorunlu kılmaktadır.


BDP’nin bu süreçteki sorumluluğu diğer partilere göre çok daha fazladır. Bir yandan Kürt halkının dil, kimlik ve kültürel taleplerinin anayasal, yasal güvenceye kavuşması için mücadele ederken, diğer yandan Türkiye’de işçilerden, emekçilerden, kadınlara, ekolojik mücadele yürütenlerden yoksullara  çok geniş kesimlerin beklentilerine cevap verecek güçlü bir demokrasi mücadelesi yürütmek durumundadır. Yine bu sürecin sağlıklı ilerlemesi ve herhangi bir yol kazasına uğramaması için BDP olarak bizim diğer partilerden çok daha yoğun bir çaba içerisinde olmamız kaçınılmazdır.  Yine kadın hareketi olarak bu sürecin halklarımızın eşitlik ve özgürlük taleplerinin gerçekleşmesi için her zamankinden daha örgütlü bir mücadele yürütmek zorundayız.  Bu sürecin bir son değil başlangıç olduğunu demokratik siyasetin öncü gücünün kadın hareketi olduğu bilincinden hareketle yeni dönemin karakterine uygun olarak kendimizi konumlandırmak durumundayız. Hem kadınların erkek egemen sisteme karşı kadınların, eşitlik ve özgürlük mücadelesi hem de  halkımızın özgürlük ve eşitlik mücadelesini için güçlü bir ideolojik ve zihinsel mücadele yürüterek başarıya ulaştırabiliriz.”


(zd)