‘Sosyaliz, işçiyiz, çiftçiyiz.. Biz her işin üstesinden geliriz. Çünkü biz kadınız!’

13:56

 


Hülya ADIYAMAN



MUĞLA - Dünya Evde Çalışanlar Federasyonu’nun (FHWW) üyesi olan ve Türkiye’ de faaliyet gösteren Ev Eksenli Çalışanlar Sendikasının üyelerinin çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Sosyal güvencelerini kazanmak için mücadele eden sendika üyelerinden Habibe İnan (45), “Sosyal güvencemizi elimize almak istiyoruz. Maaşımızı aldık mı, sosyalleşiriz gayrı. Biz sosyaliz, işçiyiz, çiftçiyiz.. Biz her işin üstesinden geliriz. Çünkü biz kadınız! Bizi kadın olarak alçak görüyorlar. Çocukken henüz 6 yaşında iken başladık çalışmaya. Hepimiz tütün işledik, zeytin yolduk, pamuğa gittik. Etmediğimiz iş kalmadı. Ama hiçbir hak talep edemedik. Düşünsenize, bir hakkımız bile yok. Biz hakkımız istiyoruz.” diyor.

İsmini uluslararası örgütleri HomeNet’ten alan Türkiye HomeNet Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar Dayanışma Ağı, yürüttüğü çalışmalar sonucu merkezi İstanbul’ da olan Ev Eksenli Çalışanlar Sendikasını kurdu. Türkiye’ nin her ilinden üyeleri bulunan, bir girişim olarak 1994 yılında başlayan ve 2009 yılında ise resmi kuruluşunu ilan eden Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası, ev eksenli çalışan işçilerin ilk hak temelli örgütü. Türkiye’ de bağımsız olan sendika, uluslararası ölçekte Dünya Evde Çalışanlar Federasyonu’nun (FHWW) faal bir üyesi olarak faaliyet gösteriyor. Sendika Türkiyeli kadın sivil toplum örgütlerinden de destek görüyor. Sendikanın sistem tarafından göz ardı edildiğini belirten Ekin Ceren Kadın Derneği üyesi Figen Aras, “ Sistem, sendikanın gündeme bilinçli bir şekilde yer almasını engelliyor. Ama kadın çalışmaları yapanlar, feministler bu mücadeleyi desteklemeleri, ortaya çıkarmaları, gündemleştirmeleri gerekiyor ki, onların sistemle mücadelesi açığa çıkarılsın. Böylece kadın dayanışmasını sergilemek mümkün olur” dedi. Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası, evde çalışan tüm işçileri kapsamakla beraber, üyelerinin çoğu kadınlardan oluşuyor. Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası Kurucu Üyesi Gülsüm Coşkun, sendikanın kadın işçiler tarafından kurulduğunu ancak erkeklerin üyeliğine de açık olduğunu belirtti.  Sendikal çalışmalarına ilişkin bilgi veren Coşkun, sorularımızı yanıtladı:



-    Ev eksenli nedir?



Ev eksenli çalışma üç çeşittir. Birincisi sipariş, ikincisi fason iş, üçüncüsü kendi hesabına çalışmadır. Bu üç çeşit işi de yapan işçiler, ev eksenli çalışanlardır. Parça başı iş alırsın. Fason iş dediğimiz fermuar takmak, motor parçası, metre başı bez dokumak, kilim dokumaktır. Sipariş dediğimiz, komşulardan, çevreden aldığımız siparişlerdir. Genellikle pazara çıkan arkadaşların çalışmaları da kendi hesabına çalışma olarak tanımlanır. Kendi hesabına çalışma ve bağımlı çalışma çok iç içe girmiş ve karışmış durumdadır. Kendi adına çalışma dediğimiz, aslında bağımlı çalışmadır. Örneğin iş başvurusu yapan insanlar bir CV yazar, kendini tanıtır, hangi okulu bitirdiğini ve ne iş yapabileceğini göstermek ister. Kendi hesabına çalışmada da yapmak istediğimiz odur. Pike dikeriz, tülbent oyalarız, lif öreriz ki bizim yaptığımız model görünsün. Onun üzerinden bize sipariş gelir. Biz, bu üç çeşit işi de yapan kadınların kurduğu bir sendikayız.



-    Ekonomi tanımı içerisinde sendikalaşmaya nasıl bir anlam biçiyorsunuz?



Biz bir hak örgütüyüz. Kooperatif, dernek değil, bir sendikayız. Bu sendikayı kurmak içinde uzun yıllar tartıştık. Bunu yıllarca deneyerek, gelir düzenlemesi yaptık. Onun üzerine ciddi ciddi tartıştıktan sonra sendikamızı kurduk. Bizim sosyal güvence talebimiz var devletten. Devlet bu sosyal güvence hakkını nasıl verebilir dolayısıyla bu ülkenin ekonomisiyle ilgileniyorsun. Buna ilgisiz kalamıyorsun. ‘Savaşa Hayır’ derken bunun için diyoruz. Şöyle ki, bu ülkede gelir dağılımı eşit değil, bütçenin büyük bir kısmı sadece bir tarafa yükleniyor. Yani savaşa veriliyor. İnsanların vergi gibi şeylerle haklarından alınan kısım, oraya gidiyor. Savaşa akıtılan bütçeye bunun için karşıyız.. Savaşa değil insana. İnsana derken önceliklerimiz var. Kadına, ev eksenli çalışanlara, bakım evlerine, kreşlere, yaşlı-engelli bakım evlerine, sığınma evlerine. Savaşa akıtılan bütçenin, bu tarafa aktarılmasını istiyoruz. Giden vergilerimiz var, hepimiz vergi veriyoruz. Verdiğimiz vergilerin nereye gittiğini merak ediyoruz. Ev içi ekonomisinde de böyledir. İhtiyacın dışın da üç kilim alırsan, pazara gidecek para kalmaz. Bu savaşa giden parada öyledir. O tarafa para giderse bu tarafa para kalmaz. İnsanların can güvenliğinin olmadığı bir yerde, savaşla iç içe olan bir yerde, sosyal güvence hakkı dersen karşıdan alacağın cevap ‘Benim can güvenliğim yok ki’ olur. Sosyal güvence benim için bu yüzden ikinci planda kalıyor. Sendikaların bu nedenle savaşla da ilgilenmek zorundayız.



-    Ev eksenli çalışanlar sendikasına neden ihtiyaç duydunuz?



Güvencesiz çalıştığım için, ezici çoğunluğu kadınlar olduğu için, çalışma güvencesini hiçbir örgüt savunmadığı için, hakkımızı almak için ihtiyaç duyduk. Sosyal güvence hakkımızı almanın yolu hak mücadelesi, hak mücadelesi demekse sendika demek. Başka bir çözümü yok.



-    Sendikal çalışmalarınız hangi aşamada?



Örgütlenmeye devam ediyoruz. Bunu yanında görünürlük çalışması yapıyoruz. Basına çıkmakta bunun bir parçası. Kendimizi tanıtmak, ulaşamadığımız ev eksenlilere ulaşmak ve onların ulaşmasını sağlamak. Akademi dünyasıyla da çalışmalar yapıyoruz. Bu konu hakkında araştırmalar yapılması gerekiyor. Bu konunun derslere girmesi lazım. Diğer işçilerin yaptığı kongrelere, konferanslara sunumlar hazırlayıp gidiyoruz. Uluslararası kongrelere, konferanslara katılıp dünyadaki ev eksenlilerle tanışıp bilgi paylaşımlarında bulunuyoruz. İl Halk Sağlık Hakkı Meclisi  kuruluyor. Bundan sonraki süreçte onunla uğraşacağız. Sağlık hakkı, bizimde uğraşmamız gereken bir alan. Kadın olmaktan doğan sorunlarımız var. Diğer kadın örgütleriyle paylaşımlarda bulunmaya çalışıyoruz. Tek başına bağırarak bir şey olmayacağını biliyoruz. Bu yüzden iş birliği yapıyoruz.


‘Taleplerimizi ortak mücadele ile kazanabiliriz’



-    Sendikal çalışmalarınızda sorunlarla karşılaşıyor musunuz?



Örgütlenmede sorunlarla karşılaşmıyoruz. Sendikayı anlattığımız zaman örgütlenmede bir sorun yaşamıyoruz. Sendika kurulduktan sonra daha görünür olduk. Sendikanın amacını ve yapılması gereken çalışmaları çok rahat anlatıyoruz. Yasal sorunlarla da karşılaşmıyoruz. Evde yapılan çalışmalar Borçlar Kanununa girdi. Güzel şeyler oluyor. Ekonomik sorunlar yaşıyoruz. Türkiye’ nin her yerindeki ev eksenlilere ulaşmak için yaptığımız il il çalışmalara gitmek maddi açıdan zor oluyor. Örneğin buradan Hakkâri ye gitmek. Proje yapıp, proje üstünden yürüyen bir örgüt değiliz. Bu tür sorunları kendi arkadaşlarımızın evlerinde kalarak, birlikte çalışmalar yapıp oradan para kazanarak aşmaya çalışıyoruz. Mesela Muğla olarak gezi yapıyoruz. Geziye gelmeyen arkadaşlar bağış yapıyor. Miktarı biz belirlemiyoruz. Kendi ekonomik gücümüze göre. Ücreti, verenin kendisi belirliyor.



-    Diğer ülkelerdeki ev eksenli çalışanlarla iletişim hangi düzeyde? Uluslar arası örgütlenmenin ne tür bir yararı var?



Dünyada hızla yayılan, çoğunluğu kadın olan bir çalışma. Yeni oluşturduğumuz hatta tüzüğünde kendimizin var olduğu Dünya Evde Çalışanlar Federasyonu var. Toplantıların 3 tanesi Türkiye’ de düzenlendi. Diğer ülkelerle iletişim halindeyiz. Dünya da çok hızlı yayılıyoruz. Sadece ülke içi çalışmayla olmuyor. Hatta bir ara Bulgaristan da sendikalar, yasalarına göre 100 bin kişi olunmadan bir sendika kurulamıyor. Bir ara onu tartıştık. Biz Türkiye’ de sendika açsak, Bulgaristan’ da da çalışan ev eksenliler de üye olsa. Amaç, taleplerimizi hep birlikte oluşturmak. Kamuoyuna öyle bir baskı yapmak. Bir ara kampanya yapmayı düşünüyorduk. Sendikamızın üyeleri, güvencesiz çalışanlar. Devlet bizi mahkemeye verdi, biz de devleti mahkemeye. Biz kazandık. Devlet, davasını daha kazanamadı. Dolayısıyla burada da birbirimize uluslar arası sözleşmeler, uluslar arası örgütlenmelerle birlikte güç vermek, talep oluşturmak çok önemli. İsteğimiz aynı zaten. hem kadın olarak, hem ev eksenli işçi olarak..



-     Türkiye’deki home net hakkında bilgi verir misiniz?



Uluslararası Home neti, Türkiye içinde oluştuk. Uluslararası örgütümüzün adı olduğu içinde, Türkiye Home net koyduk. Home net iki üç ülkede kullanıyor. Sendika daha önce de belirttiğim gibi erkeklere de açık bir sendika. Fakat bu sendikal mücadelelerde kadının yeri, geride kalan yönetici konumunda oluyor. Yönetimlerinde çok az kadının olduğu, kadın sorunlarının ötelendiği bir duruma maruz kalıyor. Oysa ki home net, kadın olarak sorunlarımızı tartışabildiğimiz için önemli. Bir de sendikaya sadece ev eksenli çalışanlar üye. Home nette destekçiler de var. Bu sendika da zaten, Türkiye Home net in içinden çıktı.Sendika orda oluştu. Onun için Türkiye Home net önemli.



‘Ev eksenli çalışanlar, gelin sesimizi yükseltelim’



-    Türkiye, Uluslar arası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 177 sayılı evde çalışma sözleşmesine imza atmayan ülkeler arasında yer alıyor. Sizce bunun ev eksenli çalışanlar açısından ne gibi dezavantaj var?


Bunu dezavantaj olarak görmüyoruz. Türkiye kendi iç hukukuyla çeliştiği zaman, Uluslararası sözleşmelere göre karar vereceğini, kendisi açıkladı. Dolayısıyla uluslar arası sözleşmelere göre karar vermeli. Şimdilik, ILO sözleşmesinin onaylanıp onaylanmaması önemli değil. Şöyle bir teklif götürdük ILO’ ya, ILO eğer onaylanması için çalışmalar yürütürse sendika olarak destek veririz. Ama sendika olarak biz ILO nun yapması, uğraşması gereken şeyi yapmayacağız.



-    Sendikal mücadelenin yaygınlaşması konusunda kamuoyuna ne gibi görevler düşüyor?


Kadın olarak biz sorunlarımızı nasıl iletmek istiyorsak, onlarda öyle iletmeli. Hiç kimsenin tanığı değiliz. Gerçek işçileriz, bu sendikayı kuran ve gerçekten bu sendikayı yürüten insanlarız. Biz kendi politikamızı kendimiz yürütüyoruz. İşçi Sağlığı Kongresinde sendikada uzman olarak çalışanlara ve akademisyenlere 20 dakika konuşma hakkı verildi. Ama biz örgütlere 5 er dakika süre verildi. İtiraz ettik ve 20 dakika konuştuk. Bize burada verilen mesaj, onlar ‘politikayı oluşturanlar’, sizler de ‘tanık’larısınız. Tekrar söylüyorum, kimsenin tanığı değiliz. Basının bizi verirken ki kullandıkları görüntü fotoğraflara da dikkat edilmeli. Yaptıkları çekimler ev eksenlilerin eve kapatıldığını ve kapitalizme hizmet ettiğini düşündürmekte. Bunu uzman kişiler iddia ediyor. Yanlış tanınmak istemiyoruz. Bizim adımıza kimse konuşmasın. Akademik çalışmalar yapılsın, araştırılsın, öğrenilsin.


Ev eksenli çalışanlar olarak örgütleniyoruz. Türkiye’nin sendikasıyız ve her yere ulaşamıyoruz. Ev eksenli çalışanlara buradan çağrıda bulunuyoruz. Gelin örgütlenelim. Sesimizi yükseltelim. Haklarımızı alalım..


‘Sendika demek, hakkını aramak demektir’


Sendikal mücadele ile birlikte yaşamının değiştiğini belirten Muğla’ nın Bayır Beldesi’ n de yaşayan ve Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası üyesi Habibe İnan, şunları kaydetti:
Yıl 2002’ idi. İki kadın geldi. Bizi Muğla’ ya toplantılarına davet etti. Muğla Üniversitesi’nde toplantı yaptık. Her yerden köylerden gelenler oldu. Kendimizi tanıttık. Aslında biz, bu kadınların bize iş vermek için geldiklerini düşünmüştük. (Gülüyor) Sonra sendika olduğunu öğrendik. Fabrika da çalışanların sosyal güvencesi var. Mağazada çalışanların sosyal güvencesi var. Onlar 8 saat çalışıyorlar, biz 18 saat çalışıyoruz. Bizim neden sosyal güvencemiz olmasın, diye düşündük ve bu sendikayı kurduk. Toplantılara katıldık. O toplantı, bu toplantı derken bir gün Pazar kurduk. Yaptığımız işleri en iyi kumaşları pazara serdik. Satılmasın diye 1 liraysa biz 10 lira dedik. Pahalı diye almayanlar sipariş verdi. Ve Ev de iş yaptık. Örgütleme biçimi çok önemli. Sipariş çok olunca nakış dikiş yapan kadınlara iş sunulacak. Bir şekilde ekonomik güç sağlanacak.
Ailem de böyle bir çalışmada yer aldığım için çok mutlu. Biz o toplantı, bu toplantı geziyorduk. Ama içimde hep bir korku vardı. Başımıza bir iş gelir diye. Eşim de destek oldu. Dedi ki ‘Sendika demek, hakkını aramak demektir’. Her toplantıya gittik. Sonra bu sendikayı kurduk.
Sosyal güvencemizi elimize almak. Maaşımızı aldık mı, sosyalleşiriz gayrı. Bize dediler ki “Bu kadınların başı örtülüdür. Hiç bir sosyalliği yoktur.” Biz sosyaliz, işçiyiz, çiftçiyiz.. Biz her işin üstesinden geliriz. Çünkü biz kadınız! Bizi kadın olarak alçak görüyorlar. Ama biz anayız. En kutsal olan anadır. Çocukken henüz 6 yaşında iken başladık çalışmaya. Hepimiz tütün işledik, zeytin yolduk, pamuğa gittik. Etmediğimiz iş kalmadı. Ama hiçbir hak talep edemedik. Düşünsenize, bir hakkımız bile yok. Biz hakkımız istiyoruz.


‘Topluma, örgüt derler’


Sendikal çalışmaları sırasında ailesinden büyük destek aldığını ifade eden Muğla’ nın Bayır Beldesi’ n de yaşayan ve Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası üyesi Hafize Kapıs, şunları dile getirdi:


“Ben 12 yaşına okuldan çıktım. Tarım işi, el işi, çeyiz, tezgah işçisi gibi bir çok işte çalıştım. Hem de hiçbir güvencemiz olmadan çalıştık. Yaşım 18 olduğunda da evlendim. Evlendikten sonra sorunlar daha da çoğaldı. İşsizlik bir yandan, parasızlık bir yandan. İyi kötü günlerimiz geçti. Bizde sendikanın adını duyduk. Üye olalım dedik. Muğla’ ya gittik. Ankara’ ya gittik. Bir sosyal güvencemiz olsun diye koşuşturduk. Şu an 66 yaşına girdim. Sosyal güvencemiz olsun istiyorum. Sendikal mücadeleye inandığımız için her toplantıya gidiyoruz. Hem de yağmur-kar demeden. Sendikaya eşimin desteği ile gittim. Bana ‘Git, sosyal güvencen olur’ dedi. Oğlumda iyi karşıladı. İlk toplantıya gittiğimde ‘Örgüt-örgüt’ dediler. Örgütün ne olduğunu bildiğimiz yok. ‘Oğlum, örgüt diyorlar. Biz korktuk.’ Oğlumda ‘Topluma, örgüt derler anne’ dedi. Bunun üzerine bende korkusuz yaklaştım. Katıldık, bu zamana kadar da geldik. Ev işi tezgah işi yapıyoruz. Bir yandan bu aklımızdan çıkmıyor. ‘Acaba sosyal güvencemiz olur mu?’ diye. Gece bile rüyama giriyor. Tüm dinleyen kadınlara da Jın haber ajansı aracılığı ile çağrıda bulunmak istiyorum. Ev eksenli olsunlar. Ev işi yapıyorlar. El işi de yapıyorlar. Bir gelir yok. Elbette ev eksenli olacaklar, çünkü ancak bu şekilde başarabiliriz.”


‘Hastaneye gittik mi eşimizin sigortasıyla bakılıyoruz, ama neden? Bende bir çalışanım’


Sosyal güvencelerini er yada geç kazanacaklarını söyleyen Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası Üyesi Sonay Tezcan, şunları dile getirdi:


Ev eksenli Çalışanlar sendikasını hiç duymamıştım. Bir defasında arkadaşım Hebik’ in yanına gittim. Orada konusu geçti. Dinledim. Hoşuma gitti konuşmaları. Bende üye olabilir miyim dedim ve başladık.. İşlediğimiz işlerden sonra emeğimizin karşılığını alamıyoruz, güvencemiz olsun diye sendikaya üye olma kararı verdim. İnandım, güvendim. Böylece üye oldum. Biz 2002 yılından beridir toplantılar yapıyoruz. Çok küçükken, daha 6 yaşından beri çalışmaya başladım. Fakirlik çoktu. Annelerimize destek olmak için her işi yaptık. Okullara giderdik. Ancak tütün işlerinden ve fidan sulamaktan bir derse gider, diğer derse gidemezdik. Sendikayı tanıdıktan sonra, kendi başıma gittim. Ailem destek oldu. Terzilik yaptım, pazarcılık yaptım. Hiç sosyal güvencem olmadı. Ben de ev eksenli çalışanlarla olmaya başladım. Birbirimize destek oluyoruz. Çünkü sosyal güvencenizin olmaması bizim için birçok soruna neden oldu. Hastaneye gittik mi eşimizin sigortasıyla bakılıyorduk. Bir bakıyorlardı, bir bakmıyorlardı. Eşim bağ-kurdan emekli, oda 6 yaşından beri çalışıyor. Ama bende bir çalışanım. Neden kendi sigortamla yaşamak varken, eşime tabii olayım? Buradan Türkiye’ li kadınlara çağrım, güvenin, birlik ve beraberlik içinde olalım. Birbirimize destek olalım. Sosyal güvencemizi alırız. Kimi eşinden korkuyor, kimisi sağdan-soldan-laftan korkuyor. İnanan olmuyor. Biz inandık, güvendik, bu işe böyle başladık. Kadın işçiyiz. Güvensinler herkesle birlikte, bizlerinde güvencemiz olsun.


‘Kadının emeği aşağılandıkça, yaşam çirkinleşmiştir'


Diyarbakır’ da kadın çalışmaları gerçekleştiren Ekin Ceren Kadın Derneği Üyesi Figen Aras, ev eksenli çalışanlar sendikasının, emeğin görünür kılınması açısından çok anlamlı olduğunu ifade etti. Kadınların ortak çalışması gerektiğini söyleyen Figen, şöyle konuştu:


Ekonomi değer yaratmak için ortaya çıkmış bir faaliyettir. Toplumsallaşma içindedir ve toplumun dengesini sağlar. Kelimenin kökeni eko-nomus’ tan gelir. Bu çok önemli bir noktadır. Eko-nomos, ev yasası, kadının yaptığı işler, ev işleri, kadına ait işler anlamına geliyor. Ekonomos, ekonomi, kadın işidir.  Üretime dayalıdır.  Ekonomist de bu işi yapandır. Dolayısıyla ekonomist, kadındır. Kadının ev yasasının dışına çıkmak, bunun dışında yaşamak olmaz. Yani paylaşımdan çok birikime değer vermek, zorla gasp etmek, sömürmek, emek harcamadan yaşamak, başkalarının sırtında yaşamak kabul edilemez. Yoksul ve erkeğe muhtaç kadınlar yaratılmak istenmektedir. Dünyada en çok çalışan kadınlar olmasına rağmen, istatistiklere göre en fakir olanlar yine kadınlardır. Kadının emeği aşağılandıkça, yaşam çirkinleşmiştir. Kadın kendini var edebilmek ve yaşamını sürdürebilmek için erkeğe muhtaç kılınmıştır. Hepimizin bildiği gibi ekonomi tanımı sonrasından değişerek, farklı tanımlamalara gidildi. Çünkü kar üzerine şekillenen bir düzen var. Bu maddi açıdan da, manevi açıdan da böyle. Kadının yarattığı değerler, egemenlerce görmezden geliniyor. Kadınlar ekonomi de görünmüyor. Çünkü o sadece evde annedir. Tanımlama buradan yapılıyor.


‘Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası, ürettiği değere sahip çıkıyor’


Dünya ekonomisine baktığımızda aklımıza sermayedarlar gelir. Bunların karşısında işçiler, köleler vardır. Birileri yaratıyor, birileri de tekel oluşturuyor. Dünya nüfusunu kadın oluşturur. Ancak dünya nüfusunun 4/3 ü yoksul oda kadın. Pek çok iş sektörü kadının emeğini onun doğal görevi görüyor. Burada zihniyette bir sıkıntı var. Kadınlar ekonomide görülmüyor. Birinci görevleri annedir. Çalışanlar ise, çalışanlar arasında iki kat sömürülüyor. Birde evde üreten ama çalışan olarak kabul edilmeyen kadınlar var. Yarattıkları değer, emek mutlaka toplum yararınadır. Ancak görünmüyor, tanınmıyorlar, bilinmiyorlar. İşte bunu görünür kılmak önemli. Ev eksenli çalışanlarda sendikalaşma için mücadele verdiler. Engellendiler. Bir araya geldiler. Basından takip edebildiğimiz kadarıyla. Biz kadın dernekleri olarak onları yakından takip ediyoruz. Çok önemsiyoruz. Çünkü emeklerine, yarattıkları değere sahip çıkıyorlar. Aslında bu çerçevede kadın kimliğinin nasıl yerle bir edildiğini açığa çıkartıyorlar. Erkek egemenli sistemi sorgulatıyorlar. Bu nedenle çok önemsiyoruz. Dünyada sendikacılık dediğimiz de yasal bir mevzuatı var. Patron olmak zorunda. Sigorta olmak zorunda. Ama ev eksenli kadınlarda öncelikle sigortaları yok. Dolayısıyla mağduriyetleri, hak kaybına uğradıkları durumda muhatap alacakları bir düzenek yok.  Türkiye’ de 94’lerden itibaren mücadeleleri var. Ama engellemeler yaşadılar. Oysa ILO sözleşmesinde ev eksenli çalışan kadınların çalışma potansiyelleri işçi statüsüne konuluyor. Evde çorap örme, temizlik, çocuk bakımı vs.. hepsi yer alıyor. Ama dediğim gibi çok tanınmıyorlar.


‘Biz kadınlar, birlikte mücadele edersek başarırız’


Sistemin göz ardı ettiği bir sendika bu. Sistem gündeme bilinçli bir şekilde yer almasını engelliyor. Ama kadın çalışmaları yapanlar, feministler bu mücadeleyi desteklemeleri, ortaya çıkarmaları, gündemleştirmeleri gerekiyor ki, onların sistemle mücadelesi açığa çıkarılsın. Destek vermemiz gerekiyor. Böylece kadın dayanışmasını sergilemek mümkün olur. Umarım başarılı olacaklar. Ama bizlerinde onlarla birlikte mücadele vermesi, onları daha da büyük başarılara imza ettirebilirler. Çok ezildiklerini, büyük risklerle çalıştıklarını, kadın olmaktan kaynaklanan sorunları yaşıyor. Örneğin bir kadın saatlerce çamaşır suyu ile temizlik yapıyor. Hem de 7 gün yapıyor bunu. Bu büyük bir mağduriyet. Bütün bunların tartışılması gerekiyor. Evlerinde çok kaliteli işleri çok ucuza yapıyorlar. Ama piyasaya gittiğinde o mal inanılmaz şekilde katlanıyor. Ama emek veren kadına küçücük bir harçlık kalıyor. Bir halının satışı 2 milyarsa, kadının emeğinin karşılığı 100-200 TL.  Büyük bir kadın emeği sömürüsü yapılıyor. Bir güvencesizlik, sigortasızlık var.  Bunun için mücadele veriyorlar. Kendilerini buradan kutluyoruz. Her zaman destek için hazır olduğumuzu belirtiyoruz.  


Foto - Kamera: Hülya ADIYAMAN



JINHA


(ha/hp)