İzmir'de ‘Bedenimiz Bizimdir’ Paneli Düzenlendi
17:33
JINHA
İZMİR - 11. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivalinin kapanış gününde ‘Bedenimiz Bizimdir’ konulu panel düzenlendi. Panelde, kadınların medyadaki temsiliyetlerinde yaşanan eşitsizlik, kürtaj, devletin kadınlar üzerinde uyguladığı üreme politikaları ele alındı.
11. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivalinin kapanış gününde ‘Bedenimiz Bizimdir’ konulu bir panel düzenlendi. Panelde Yaşar Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Huriye Toker, Norveç ve Türkiye medyasındaki kadın temsilinden örnekler verdi. Ardından Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığında görev yapan Aslı Davas geçmişten günümüze ‘Devletin üreme politikaları’ hakkında bilgi verdi. Son olarak da Kürtaj Haktır, Karar Kadınların Platformu’ndan Duygu Öz, kürtaja ilişkin önemli yasal değişiklilere ve son süreçte yapılan hak ihlallerine değindi.
‘Kuzeyde de güneyde de kadın temsili değişmiyor’
Norveç ve Türkiye medyalarındaki kadın temsiline ilişkin araştırmasının verilerini paylaşan Huriye Toker, Türkiye'de insan hakları ve kadın konusundaki haberlerin oranın %1 Norveç’te ise %1,7 oranında olduğunu belirtti. Erkekler ile kadınlar arasındaki temsiliyet oranlarının her iki ülkede de dengesiz olduğuna vurgu yapan Huriye, “Kadın, haber medyasında minimal düzeyde temsil ediliyor. İster kuzeye, ister güneye… Nereye giderseniz gidin medyada kadının dengesiz temsiliyeti değişmiyor. İster gazeteci olsun, ister köşe yazarı, ister kaynak. Kadın hep ikincil konumdaydı baktığım örneklerde” dedi.
Rahmine şap koyup yaşamını kaybeden kadınların ülkesi
Hekim aslı Aslı Davas yaptığı sunumda ülkedeki üreme politikalarını, 1920 ve 1960 doğumlu iki kadının hikayesi üzerinden anlattı.
Aslı, 1920 doğumlu bir kadın örneğiyle üreme sağlığı üzerine anlatım gerçekleştirdi:
“16 yaşında evlenmiş, okuryazar bir kadın. 14 gebelik 6 canlı doğum 2 ölü doğum. Artık doğurmak istemediğinden 34 yaşında rahmine şap koyuyor ve yaşamını kaybediyor."
O dönemki politikaların pronatalist (doğurganlığı arttırıcı politikalar) olduğunu ifade eden Aslı, devletin doğum işine doğrudan el attığını buna ilişkin yayınlar dahi yapıldığını ifade etti. Aslı, “Ülkü, Yeni Türk Mecmuası dergisinde Çocuk düşürmeyi devlete ihanet olarak gören yazı dizileri düzenleniyordu” dedi.
Pronatalist Politikalar=Doğurganlığı arttırıcı politikalar. Ülkede 1964 yılına kadar uygulanıyor. O dönemde korunma yöntemlerinin ithalatı yasaklanıyor. İsteyerek düşükler yasadışı kabul ediliyor. Korunma yöntemlerine yönelik reklam yapılması yasaklanıyor. Devlet halkın bu konuda halkın bilinçlenmesini istemiyor. Büyük aileler için parasal teşvikler var. Deniliyor ki, altı çocuk ve daha fazla çocuğu olan kadınlara ikramiye ve madalya veriliyor.
Antinatalist politikayla 11 kürtaj
“1960 doğumlu bir kadın. Lise mezunu, 14 tane gebeliği var. 11 isteğe bağlı kürtaj 3 canlı doğum 2 yaşayan çocuk. Burada değişen politikalarla ilgili değişen bir kürtaj algısı var. Ancak çocuk doğurma konusunda görüldüğü gibi korunma yöntemleri açısından bir gelişme yok.”
Pronatalist politikalar 1960lara kadar doğurganlık kişi başına düşen 7 çocuk üzerinden sürdürülüyor. Nüfus planlaması hakkında ilk kanun 1965 yılında çıkarılıyor. Kanunda modern korunma yöntemlerini yurtdışından ithal edebilirsiniz deniyor.
Kürtajı nitelikli hale getirmek, aslında ne demek?
Kürtaj Haktır, Karar Kadınların Platfotmu'ndan Duygu Öz yeni dönem politikalarla kürtajın yasaklanmaya yönelik çalışmalardan söz etti. Geçtiğimiz yıl kürtaj hakkına yönelik yasal yaptırım kalkışmasının kadınlar tarafından karşı çıkılarak geri çekildiğini ifade eden Duygu, yeni bir anlayışla karşı karşıya olunduğunu dile getirdi.
Peki nitelikli kürtaj neleri barındırıyor?
Tam teşekküllü devlet hastaneleri dışında kürtaj yapılması engelleniyor. Uzman hekimlerin kürtaj yapması zorunluluğu getiriliyor. Son 20 yıldır pratisyen hekimler belirli bir eğitim aldıktan sonra kürtaj yapabilmekteydiler ancak şimdi bunun kapsamı değiştiriliyor.
Hekimin, vicdani reddi sorunu
Bunların fiili bir engel teşkil etmek için yapıldığını ifade eden Duygu, “Hekimin vicdani red hakkı diye bir şey doğdu. Hekimin vicdani gerekçelerle kürtaj yapmayı reddetmesi gibi bir hakkı oluyor. Bu da olumsuz bir sonuç kadınlar için” dedi. Duygu, ayrıca ikna odalarının olması ve bu odalara psikolog istihdamı tartışmalarının olduğuna değinerek, bu tarz uygulamaların ABD'nin koyu katolik eyaletlerinde yapıldığını, ceninin kalp atışlarının dinletilmesi, kürtaj görüntüsünün izletilmesi gibi uygulamaların mevcut olduğunu anlattı.
Erkek, kürtajdan değil korunmadan sorumlu olmalı
Kürtaj Haktır, Karar Kadınların Platfotmu'ndan Duygu Öz, sözlerine şöyle devam etti:
“Kürtaj zaten kadınlar için zor bir süreç ancak bizim için yaşamsal bir hak. Doğum kontrol yöntemlerinin hem kadın hem erkek için erişilebilir olması gerektiğini talep ediyoruz. Doğum kontrolü sadece kadınların sorumluluğundaymış gibi. Erkekler bu konuda üstlerine düşen hiç bir sorumluluğu almıyorlar ancak iş kürtaj kararına geldiğinde bizim kadar söz sahibiler.”
(pi/gk)

