DOSYA HABER Yazdır Kaydet

25 Kasım: Kadın, sanat gibi hayatı çoğaltan bir büyü (16)

Dosya Haber
Kasım 19 / 2015


 
Zehra Doğan/JINHA
 
İSTANBUL - “Kiki’yi nasıl bilirsiniz? Kiki bir sanatçıdır ancak döneminde nesneleştirilmiş, model olarak birçok erkek sanatçıya ilham vermiştir. Peki ya Yoko Ono’yu? John Lennon’un eşi midir, yoksa onu o yapan kaynak mı?” sorusuyla kadının sanatta var oluş şeklini ve işleniş biçimini sorgulayan ressam Derya Ülker, “Benim için kadın, sanat gibi hayatı çoğaltan ve onu o yapan anlamı veren bir büyü” diyor.
 
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü çerçevesinde ajans olarak hayatın tüm alanından kadınların verdiği mücadelenin yanı sıra, kadının yaşama karşı tavrını ve mücadelesini okuyucularımızla paylaşmaya devam ediyoruz. Gelin hep birlikte Amazonlardan, cadı kazanlarına, parlamentodan, gürültülü pazarların satıcı tezgahlarına kadar kadının var olma mücadelesiyle dolu yaşamın her anında, “buradayım” diyen kadınların her alanda sıkıntılı olduğu gibi, aynı sıkıntılı bir anlayışla ele alınan sanattaki işleniş şeklini araştıralım. Kadın ressam, heykeltıraş, tiyatrocu ve daha birçok örnekleri sayalım, neredeyse bir elin beş parmağını geçemeyeceğinin sonucuna siz de varacaksınızdır. Peki ya sadece başarısıyla ünlenen ses sanatçısı veya aktris? Ne yazık ki aynı sonuç bu örnek için de geçerli.
 
Aşkın ve acının ressamı Frida Kahlo veya ünlü heykeltıraş Rodin’in kıskandığı hatta eserlerini çalıp altına kendi imzasını attığı ve buda yetmezmiş gibi, akıl hastanesine kapattığı heykeltıraş Camilla Claudel gibi örnekleri vermek dahi ne yazık ki yok denecek kadar az olduğu sanatın içinden  sanatçı kadınların sanatsal  duruşunu Mimar Sinan Üniversitesi Temel Sanat Eğitimi bölümünde araştırma görevlisi, ressam Derya Ülker ile konuştuk. Sanatın her alanında kadınların işleniş boyutunun sorunlu olduğunu söyleyen Derya, “Erkek fantezi dünyası, maddeye daha yakın. Kadın figürünü erotiklerştirmek veya kutsallaştırmak aradan geniş bir oktav ile günlük hayatta, konuşma dilinde, görsel ifadede kendine yer açmış. Kadın ise fantezilerini kendine saklamak zorunda bırakılmış” bu algının günümüzde de devam ettiğini söylüyor.
 
 ‘Kadın sanatçılar görünür değil’
 
*Kadın sanatçıların tarihten bu yana erk anlayışa karşı tavrı nasıl oldu?
 
Kadın her alanda olduğu gibi sanatta da öncelikle var olma savaşı vermek zorunda kalmıştır. Erkin tanımladığı bir çerçevenin dışında bırakılan kadın “karısı Nadya”  veya “Kiki” sendromuyla sanat alanında kendine yer açmaya çalışır. Peggy Guggenheim, dünyanın en önemli müzelerinden birini kuran, sanatçıları keşfeden, sanatın geleceğini okuyabilen bir kadındır. Emek ve incelik, anlayış ve öngörü isteyen birçok durumda kadınlar öncü olmuştur. Farklı bir dile ve bakım emeğinin günlük alandan sanat alanına aktarılmasına açık olmak anlamında çağdaş sanatta da kadının yeri başkadır. Bunlara rağmen bugün Akademi’deki derslerimizde “kaç tane kadın ressam adı sayabiliyorsunuz? Tarih erkek ressamlarla dolu” ve hatta “erkek deseni, çünkü sağlam” ifadelerini duyabiliyoruz. “Kural budur ve istisnalar kaideyi bozamaz” deniyor hemen ardından. Oysa durum çok basit, erkek sanat tarihi yazımı yok edeceklerini ve ölümsüz kılacaklarını belirliyor.
 
‘Kadınlar halen korseden kalan son parça olarak sütyen takıyor’
 
*Özellikle Rönesans’a baktığımızda ‘S’ figürü şeklinde kadınların sıkça işlendiğini, kadınların narin ve kibar bir şekilde ele alındığını, kutsal bakire imgelerinin sıkça işlendiğini görüyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsun?
 
Erkek fantezi dünyası, maddeye daha yakın. Kadın figürünü erotiklerştirmek veya kutsallaştırmak aradan geniş bir oktav ile günlük hayatta, konuşma dilinde, görsel ifadede kendine yer açmış. Kadın ise fantezilerini kendine saklamak zorunda bırakılmış. Bir kadının kıllarının erotik ve yasak olması, erkeğin ise kıllarını almak zorunda bırakılmaması bunun ufacık bir göstergesi. Kadınlar halen korseden kalan son parça olarak sütyen takıyorlar, oysa erkekler eski giysilerinden kurtulmuş, kimliklerini ortaya koymalarında toplmusal bir baskı ile kadınlar kadar yoğun karşılaşmıyorlar. Rönesans’tan günümüze gelerek kodlar, imaj, göstergeler bağlamında meseleye bakarsak daha çok ipucu görebileceğimizi düşünüyorum.
 
‘Eylemlerimin her biri zaten kadına dair, çünkü ben kadınım’
 
*Sen de çalışmalarında kadına dokunan bir tema ele aldın mı, veya alınırsa nasıl olmalı?
 
Doğrudan bu temayı ele aldığımı söyleyemem, hatta resimlerimden cinsiyetimin anlaşılmadığı yolunda eleştiriler almışımdır. Buradan kendi adıma çıkardığım sonuç: kadının kendini saklamak, korumak güdüsü ile günlük hayatta fazlasıyla sarılmış olduğudur. Bu beraberinde algıların, empatinin ve hayal gücünün keskinleşmesini de getirmektedir.
Eylemlerimin hiç biri kişiliğimden, geçmişimden bağımsız olamayacağına göre yaptığım her şey “kadın”a dairdir denebilir. Kimi görsel kadın sanatçılar resmettikleri veya fotoğrafladıkları kareye daha çok girebilirken ben insan seline, kalabalıklarıma bir mesafeden, uzaktan bakabildiğimi fark ettim. Bunun yanında o kitlenin içinde yer alan her insanın hikayesini bilirim, kimi çocuğuyla koşar kimi ters yöne, kimi kalabalıkla birlikte bir şeyler taşıyarak... Ve daha çok erkek doludur sokaklar. Kadının sokak ile ilişkisi ne yazık ki sınırlıdır.
Portre çalışmalarıma bakacak olursam: kendisi ile sürekli uğraşan, etrafındakileri anlamaya çalışan, acılarını hisseden, içinde birçok şeyi barındıran, kadına dair portrelerdir bunlar.
 
‘Kadınlar müzelere girmek için çıplak olmak mı zorundalar?’
 
*Kadın imgelerinin erkek ressamlar tarafından bir cinsel şov olarak ele alınmasının nasıl değerlendiriyorsun, bunu erk iktidara nasıl bağlarsın?
 
Buna şöyle diyelim; Kiki’yi nasıl bilirsiniz? Kiki bir sanatçıdır ancak döneminde nesneleştirilmiş, model olarak birçok erkek sanatçıya ilham vermiştir. Peki ya Yoko Ono’yu? John Lennon’un eşi midir yoksa onu o yapan kaynak mı? (düşünelim) Post feminist kadın sanatçılar buna sert ve çok eğlenceli cevaplar verirler.  Guerilla Girls adlı bir grubun çok sevdiğim bir sloganı var: “Kadınlar müzelere girmek için çıplak olmak mı zorundalar?”
Erkek, nesneleşe kadın bedeni üzerinden bir literatür oluştururken bir yandan da kendini dünyaya ölümsüz harflerle yazmak, yani ilkel dürtü olan soyunu devam ettirmek, iz bırakmak, döllemek saiklerinden de kurtulmuş değildir. Eserlerdeki yücelik arayışı, hedefsellik, açıklık, kalıcılık arayışı buna bağlanabilir.
 
‘Uzaylıları kaslı bir erkek mi, yoksa bir büyük anne mi?’
 
*Son olarak sanat ve kadını nasıl tanımlarsın?
 
Çok sevdiğim bir yazar olan Ursula K. e Guin’in, “Kadınlar Rüyalar Ejderhalar” diye bir kitabı var. Orda soruyor: ‘Uzaylıların incelemesi için bir insan gönderilecek, sizce kim olsun?’ diye. Kaslı, yakışıklı, genç erkek oyuncu değil de uzaylı bir büyükanne olsun diyor. Bebek, çocuk, gençkız, kadın, anne ve yaşlı olmuş, hayatı boyunca değişimi ve binlerce deneyimi yaşamış, insanlığı anlamaya çabalamış birisi olsun diyor. Benim için kadın bu işte, sanat gibi hayatı çoğaltan ve onu o yapan anlamı veren bir büyü.
 
(fk)